İdari İşlemlerin İptali Davası

Giriş

6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun ‘İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı’ başlıklı 2.maddesine göre: İdari dava türleri şunlardır:

  • İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,
  • İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,
  • Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.

Bu makalede idareye karşı açılan iptal davası üzerinde duracağız.

  1. İptal Davası ve Yürütmenin Durdurulması

Anayasa m.125/1: “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.”  Hukuk devletini gerçekleştirme araçlarından birisi ve belki de en önemlisi idarenin hukuki denetimi ya da başka bir deyişle idarenin hukuka uygun işlem veya eylem yapması ve bu hususun yargı yoluyla denetlenebilmesidir. Böyle bir gereksinime duyulan ihtiyacın sebebi; idarenin tek yanlı ve icrai işlem yapma yetkisiyle donatılmış olmasıdır.

  1. İdari işlemlerin ayırt ediciliği:

Tek Yanlılık

İdari işlemlerde tek yönlü bir irade açıklaması vardır; yani karşı tarafın rıza ve muvafakatine gerek yoktur.  Tek yanlıdan anlaşılması gereken, iradenin tek yönlü olduğudur; tek bir iradenin varlığı değildir.

İcrailik

İdari işlemin, ayrıca başka bir organın işlemine gerek olmaksızın hukuk dünyasında tek başına hüküm ve sonuç doğurabilmesidir. Ör. Disiplin cezasının ver ilmesi. İcrailik bir kamu gücü ayrıcalığıdır; toplumdaki herkes üzerinde uygulanabilir.İdari işlem, icrailik özelliğinin bir gereği olarak hukuki alemde her zaman sonuç doğurur; ancak maddi dünyada da sonuç doğurması gerekir. İcrai işlemin maddi alemde de gerçekleşebilmesi için çoğu kez bazı ameliyelere girişilmesi gerekir.Hukuk düzenindeki sonuçların maddi hayata fiilen geçirilmesine re’sen icra denir. (Kamu alacaklarının tahsili, kolluk yetkisinin kullanılması) (Re’sen icra ^ icrailik) İdare yaptığı işlemi, zorla icra ediyorsa orada cebri icra söz konusudur.Bir işlemin icrailik niteliğini taşıması, o işlem hakkında tam yargı davası açılabileceğini gösterir.

İstisnaları

İcrailik, idari işlemin özellikleri arasında belirtilmekle birlikte; bunun bazı istisnaları vardır:

Hazırlık İşlemleri

İdarenin icrai işleme hazırlık mahiyetinde yapması gereken işlemleri ifade eder. Bunlar, tek başına ilgililerle ilgili hüküm ve sonuç doğurmaz. (İmar planı icrai işlemdir; ancak onun hazırlık aşaması icrai işlem değildir.)

Gösterici ya da Belirtici İşlemler

İdari işlem yapıldıktan sonra ortaya çıkan durumun ne olduğunu öğrenmek üzere ilgilinin idareye bir talepte bulunabilir. İdarenin bu talep üzerine ortaya çıkan sonucu ilgiliye bildirmesi gösterici işlemdir; kurucu nitelik arz etmez. İdare, gösterici işlem yaparken kurucu nitelikte işlemleri de bununla birlikte ilgiliye bildirebileceğinden; bu durum her zaman mutlaklık taşımaz.

İç Düzen İşlemleri

İdarenin iç işleyişini kolaylaştırmaya dönük, ilgililer üzerinde hüküm ve sonuç doğurmayan işlemlerdir. Direktif, sirküler, talimat gibi adlarla karşımıza çıkar. Bu işlemleri idari amir yapar ve bu yetkisi hiyerarşiden kaynaklanır.İç düzen işlemlerini, idarenin düzenleyici işlemlerinden ayıran nedir?İç düzen işlemlerinde, ilgililer (ör. emri alan memurlar) o işlemin kendi üzerlerinde hüküm ve sonuç doğmasını beklemeden bu işleme karşı yargı yoluna başvuramazlar. İdarenin düzenleyici işlemlerinde ise hüküm ve sonuç doğmasını beklemeden yargı yoluna başvurulabilir. Bu noktada bir mutlaklık yoktur.

  1. İdarenin işlemleri;
  • Genel düzenleyici işlemler: Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, yönetmelik, diğer (adsız) düzenleyici işlemler -genelge, tamim, sirküler, tebliğ-
  • Birel idari işlemler (idari kararlar) olmak üzere ikiye ayrılır.

Birel idari işlemler (idari kararlar) :Belli kişi veya durumlara ilişkin olan, uygulanmakla tükenebilen ve muhatapları için hukuki durumlar kazandıran idari işlemlerdir (Örneğin Atama, emekliye sevk, kamulaştırma, ruhsat verme, vergi tarh ve tahakkuku, disiplin cezası verme gibi).Şart İşlem: Belli bir kişiyi ya da nesneyi, hukuk kurallarınca önceden belirlenmiş, nesnel ve kişilik dışı bir statüye sokan işlemdir, Örneğin memur atama, emekliye sevk, okula kayıt gibi. İdari işlemlerin çoğu şart işlemdir.Sübjektif (Öznel) İşlem: Bireysel hukuki durumlar doğuran işlemlerdir. Statü ve kapsam önceden belirlenmemiştir, işlemle doğar. Kişiye özgüdürler. En tipik örneği vergi tarh ve tahakkuk işlemleridir. Her bir mükellefin ödeyeceği vergi, onların özel durumlarına göre hesaplanır. Diğer örnekler, Sınavlarda not verme, disiplin ve para cezaları gibi.Yapıcı İşlem: Belirli bir hukuki durumu doğuran kaldıran ya da değiştiren işlemlerdir. İdari işlemler genellikle bu şekildedirler.Belirleyici İşlem: Daha önceden doğmuş bir hukuki durumu tespit eder, belirlerler. Örneğin Mezun olmuş öğrenciye diploma verilmesi, yaş haddinden emekliye sevk işlemleri gibi.Basit İşlem: Tek bir idari mercii tarafından açıklanan tek iradenin olduğu işlemlerdir. Örneğin Amirin maiyetine uyarma cezası vermesiKolektif İşlem: Aynı anda ve aynı yönde birden fazla iradenin olduğu işlemlerdir. Örneğin Kurul Kararları.Karma İşlem: Aynı amaçla, aynı yönde, belli bir sıra takip edilerek birden fazla iradenin oluşturduğu işlemlerdir.Yararlandırıcı İşlem: İlgilisine bir yarar sağlayan, yükünü ortadan kaldıran işlemlerdir. Örneğin: İzin ve Ruhsat işlemleriYükümlendirici İşlem: İlgilisine bir yük getiren, haklarını sınırlandıran işlemlerdir. Örneğin Kolluk işlemleri, vergi işlemleri, öğrenciye disiplin cezası verilmesi gibi.Sarih İşlem: Kural olarak idari işlemler açık bir şekilde ve yazılı olarak yapılır. Ancak bazı istemler istisnaen sözlü olarak da yapılabilir. Örneğin Kolluk işlemleri sözlü olarak yapılabilir.Zımni İşlem: İstisnaen, İdare susma ile de irade açıklayabilir. Ancak susmaya bir irade bağlayabilmek için kanunda bu durumun açıkça öngörülmüş olması gerekir.Zımni Ret Kararlan: Dilekçe hakkını düzenleyen kanun, başvurulara 60 gün içinde cevap verme zorunluluğunu getirmektedir. İYUK’ta idareye icrai bir karar alması için yapılan başvuru neticesinde 60 gün içinde herhangi bir cevap gelmediği takdirde, başvurunun reddedilmiş sayılacağını düzenlemiştir (Zımni Ret).Zımni Kabul İşlemleri: Kanunla açıkça belirtilen bazı durumlarda da idarenin susmasının kabul anlamına geldiği düzenlenmiştir. Örneğin İmar kanununa göre biten bir yapının kullanım izni için belediyeye veya valiliğe başvurulur. Eğer idareden 30 gün içinde, cevap gelmezse kullanma izni verilmiş sayılır.İsteğe Bağlı Olmayan İşlemler: Kural olarak bütün İdari kararlar tek taraflıdır ve ilgilisinin isteğine bağlı değildir.İsteğe Bağlı İşlemler: Bazı idari kararlar ise ancak ilgilisinin bir talepte bulunması halinde alınırlar. Örneğin Memurluğa atama, Vatandaşlığa alma, İzin ve ruhsat işlemleri gibi.

  1. . Yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden inceleme
  2. Yetki unsuru bakımından

Bir idari kararı kimin ya da hangi makam veya merciin almaya yetkili olduğu ile ilgilidir. İdari kararlar Anayasa ve kanunlarla yetkili kılınmış organlarca veya makamlarca alınmalıdır.Yetkide paralellik ilkesi: İçtihatlarla geliştirilmiştir, bir işlemi İlk kez hangi organ veya makam yapmışsa, o işlemi geri almaya, değiştirmeye, kaldırmaya, düzeltmeye de aynı organ veya makamın yetkili olmasını ifade eder.a-) Kişi yönünden yetkiİdarenin görev alanına giren bir konuda kamu tüzel kişisi adına kimin ya da hangi idari merciin irade açıklama yetkisine sahip olduğu ile İlgilidir.Özellikle özel hukukta da geçerli olan ehliyet konusu önemlidir. Örneğin temyiz kudretini kaybetmiş, sarhoş bir kamu görevlisinin yaptığı işlem hukuka aykırıdır.Kamu görevlisi olmayan idareye tamamen yabancı kişilerin yaptığı idari işlemler de hukuka aykırıdır. Kişi yönünden yetkisizlik ‘yetki gaspı’ olarak adlandırılır.b-) Konu yönünden yetkiBelli konulara ilişkin kararların hangi idari makamlarca alınacağı ile ilgilidir. Bir idari makam kanunla hangi konuda yetkili kılınmışsa ancak o konuda işlem yapabilir.Konu bakımından yetkisizliğe örnekler:

  • Bir bakanlığın görev alanına giren bir konuda başka bir bakanlığın irade açıklaması (Sağlık Bakanının öğretmen ataması gibi),
  • Astın üst yerine karar alması (Bakan yerine Vali),
  • Üstün ast yerine karar alması (Kaymakam yerine Vali),
  • Aynı kuruluşun çeşitli organları arasında yetki sorunu (Belediye meclisi yerine Belediye Encümeni gibi).

Konu yönünden yetkisizlik durumları ‘yetki tecavüzü’ olarak adlandırılır. ‘Açık ve bariz yetki tecavüzü’ söz konusu ise yok hükmünde kabul edilmektedir.c-) Yer yönünden yetkiKonu yönünden sahip olunan yetkinin kullanılabileceği coğrafi alanı ifade eder.Ankara Valisi yerine Kırıkkale Valisi, Çankaya Belediyesi yerine Mamak Belediyesinin işlem yapması gibi. ç-) Zaman yönünden yetkiYetkinin kullanılabileceği süreyi ifade eder. Öncelikle göreve başlama ve atama işleminin tamamlanması gerekir,Kamu görevlisi izindeyken de yetki kullanamaz. Görevden ayrıldıktan sonra da yetki kullanamaz. Ancak yerine yenisi veya vekili gelene kadar görevlerine devam etmeleri ve yetkilerini kullanmaları zorunludur. d-) Yetki devri ve imza devriKural olarak idari işlemlerde karar alma yetkisi yalnızca kanunun açıkça yetki verdiği makam tarafından kullanılır. Bununla birlikte istisnai olarak, kanunlarda açıkça öngörülen hallerde, öngörülen işlem ve kararlar için yetki ve imza devri mümkündür.Yetki devri karar alma yetkisinin bir makamdan diğer bir makama geçmesidir.İmza devri ise bir işlemi imzayla belgelendirme yetkisinin bir kişiden diğerine geçmesidir Yetki devrinin koşulları:

  • Yetki devri kanunla açıkça öngörülmüş olmalıdır.
  • Yetki devri yazılı olmalıdır.
  • Aynı tüzel kişilik içinde ve hiyerarşi üstten asta söz konusu olur.
  • Yetki devri kısmi olmalıdır. Bütün yetkiler devredilemez.
  • Yetkiyi devralanın işlemlerinin gücü yetkiyi devreden makama göre değil devralana göre belirlenir (Rektör-Dekan). Oysa imza devrinde imza yetkisi hangi makam adına kullanılıyorsa o makamın hiyerarşisi ölçüsünde hukuksal güce sahiptir.

Yetki ve imza devrinin farkları:

  • Yetki devrinde karar alma yetkisi yetkiyi devreden makamdan ayrılmakta ve kendisine yetki devredilen makama geçmektedir. İmza devrinde ise karar alma yetkisi imza yetkisini devreden makamda kalmakta, sadece kararın imza ile belgelendirilmesi yetkisi devredilmektedir.
  • Yetki devrinde işlem, yetkiyi devralanın işlemi sayılır ve husumet ona yöneltilir. İmza devrinde ise işlemin gerçek sahibi halen imzayı devredendir ve husumet ona yöneltilir.
  • Yetki devri soyut bir biçimde bir makamdan diğer makama yapılır. Bunun için yetkiyi devralan makamdaki görevli değişse bile, yetki o makamda kalmaktadır. Ancak imza devri kişisel olarak ve somut bir biçimde belli bir kamu görevlisine yapılmakta, kişi ayrıldığı zaman yetki de sona ermektedir.
  • Yetki devrinde devreden makam devir işlemini ortadan kaldırıp yetkisini geri almadıkça bir daha o yetkiyi kullanamaz. Böyle bir durumda yetki tecavüzü söz konusu olur. Oysa imza devrinde böyle bir durum söz konusu değildir ve her zaman imza yetkisini devrettiği kişinin yerine geçerek işlem yapabilir.

Not: Vekâlet bir yetki devri değildir. Vekil neredeyse o makamın sahibine ait bütün yetkileri kullanır. e-) Fonksiyon gaspı (görev gaspı)İdarenin (yasama veya yargı) görev alanına (fonksiyonuna) giren konuda işlem yapması halidir. Kaymakamın boşanma kararı vermesi, İçişleri bakanının belediye başkanını görevden alması gibi. Yok hükmündedir.

  1. Şekil unsuru bakımından

Şekil, iradenin dış dünyaya yansımasının maddi biçimini ve işlemin yapılmasında izlenen usulü ifade eder. Belli başlı şekil kuralları:

Yazılılık kuralı:

  • İdari işlem ve kararlar kural olarak yazılı şekle tabidir. İstisnai durumlarda, idare sözlü olarak (kollukta olduğu gibi) da işlem tesis edebilir. Ayrıca idare susarak da işlem tesis edebilir (zımni işlemlerde olduğu gibi)
  • Bir idari işlem mutlaka yetkilisi tarafından imza edilmelidir.
  • Anayasada 2001 yılı değişikliği ile getirilen bir şekil kuralı vardır. “İdare yaptığı işlemlerle birlikte hangi kanun yolu ya da mercie, hangi sürede başvurulabileceğini de belirtmek zorundadır.”

Gerekçe kuralı:

  • İdari işlemler mutlaka gerekçeli olmalıdır. Ama İdare işlemin gerekçesini açıklamak zorunda değildir. Bu sebepten kural olarak gerekçenin açıklanması veya karar metninde yer alması bir şekil kuralı değildir.
  • Kanun bazen gerekçenin açıklanmasını zorunlu kılabilir. Örneğin TRT genel müdürünün milli güvenlik ve kamu düzeni gerekçesiyle görevinden alınması durumunda gerekçenin açıkça kararda gösterilmesi zorunludur.
  • İYUK Md. 20’ye göre eğer mahkeme işlemin gerekçesini sorarsa, idare işlemin gerekçesini bildirmek zorundadır.
  • Ayrıca 2003 yılında çıkan Bilgi Edinme Hakkı Kanununa göre ilgililer idareden yaptığı işlemin gerekçesini sorabilir. Bu durumda idarenin gerekçeyi bildirme yükümlülüğü vardır.

Hazırlık İşlemlerinin yapılması: Kanun belli idari işlemlerin yapılması için belli hazırlıkların yapılmasını veya belli mercilerin görüşünün alınmasını öngörmüş olabilir. Kanun tarafından aranan bu tür hazırlık İşlemlerinin yapılmamış olması hukuki işlemi sakatlar.Örneğin İnhaya dayalı bir atamanın inha yapılmadan gerçekleştirilmesi.İlgilinin savunmasının alınması: Kural olarak idari kararın alınmasından önce ilgilinin savunmasının alınması veya İlgilinin dinlenmesi zorunlu değildir. Ancak disiplin soruşturmaları gibi kanunla öngörülen durumlarda ilgilinin savunmasının alınması şart olarak koyulmuştur. Aksi takdirde işlem hukuka aykırı olur.Kolektif ve Karma İşlemlerde şekil kuraları:

  • Kurul halinde alınacak kararlarda toplantı ve karar yeter sayısına ve görüşme usullerine uyulması gerekir. (Toplantı yapılmadan, elden imza toplanarak karar alınması gibi)
  • Karma işlemlerde ise belli bir sıra izlenerek açıklanması gerekir. Aksi takdirde işlem sakat olur.

Şekil ve Usulde Paralellik ilkesi

Yargı içtihatlarıyla kabul edilen bir ilkedir. Buna göre; kanunda aksi öngörülmedikçe, bir idari işlemin yapılması sırasında izlenen şekil ve usul kurallarına, o işlemin geri alınmasında, kaldırılmasında, değiştirilmesinde ve düzeltilmesinde de uyulması gerekir.

Şekil Kurallarına Aykırılığın Yaptırımları

Bu noktada şekil noksanlığının asli şekil noksanlığı mı, tali şekil noksanlığı mı olduğu önem arz etmektedir. Ayrım yaparken, şekil noksanlığının kararın yönüne etkili olup olmadığına bakmak gerekir. Eğer şekil noksanlığı olmasaydı kararın yönünün değişebilecek idiyse asli şekil noksanlığı, kararın yönünde bir değişiklik olmayacaksa tali şekil noksanlığı vardır. Asli şekil noksanlığına örnek: Toplantı ve karar yeter sayılarına uyulmaması; Tali şekil noksanlığına örnek: Doçentlik kolokyumunda cüppe giyilmemesi.

iii.        Sebep unsuru bakımından 

Sebep, nesnel hukuk kurallarınca konan, idareyi işlem yapmaya sevk eden etkendir. İdari işlemler, mutlak olarak bir sebebe dayanmak zorundadırlar. Bazen kanun koyucu; idari işlemlerin sebeplerini açık ve seçik bir biçimde göstermiş olabilir.Bu durumda idare ancak kanunda öngörülen sebeplere dayanarak işlem tesis edebilir. Örneğin Kumar oynanan yerin kolluk tarafından kapatılması.Kanunlarda idari işlemin sebeplerinin hiç gösterilmediği durumlarda ise idare serbesttir, takdir yetkisi vardır ve neden göstermek zorunda değildir ama bu idarenin keyfi olduğu anlamına gelmez. İdare, hizmet gerekleri ve kamu yaran ile sınırlıdır.Kanun bazen sebebi soyut olarak gösterebilir (kamu düzeni, kamu yaran, milli güvenlik, ihtiyaç, lüzum gibi). Bu tür sebeplerin belli objektif anlamları vardır. Ancak idare bu gibi soyut sebepleri takdir yetkisiyle somutlaştırır.Eğer İdarenin işlem yaparken gösterdiği sebep hiç mevcut değilse veya sebebin hukuki tavsifinde hukuka aykırılık varsa işlem sebep yönünden hukuka aykırı olacaktır. Örneğin Kumar oynanmadığı halde bir işyerinin kumar oynandığı gerekçesiyle kapatılması, Sıra üzerine yazılan yazıların dersle ilgili olmadığı halde kopya olarak nitelendirilmesi gibi.

  1. Konu unsuru bakımından

Hukuki işlemin konusu onun doğurduğu hukuki sonuç, hukuk âleminde meydana getirdiği değişikliktir. Örneğin memura izinsiz şehir dışına çıktığı gerekçesiyle verilen aylıktan kesme disiplin cezasının sebep unsuru: izinsiz şehir dışına çıkmak konu unsuru ise “izinsiz şehir dışına çıkan devlet memuru A’ya aylıktan kesme disiplin cezası verilmesidir.” Sebep ve konu unsurunda kopukluk varsa, sebep ile konu unsurları arasında bir nedensellik bağı yoksa işlem konu yönünden hukuka aykırıdır.Konu unsurundaki sakatlık örnekleri:İdari işlem veya kararının konusu imkânsız ise ya da gayri meşru olması. Ölünün memur olarak atanması, öğretmenlere yaz tatili dışında yıllık izin verilmesi, kamu malının kamulaştırılması, inşaat yapılması yasak yere inşaat ruhsatı verilmesi gibi.Belli bir statü içinde bulunacaklara uygulanacak hükümlerin bu statü dışında bulunan kişilere uygulanması gibi.

  1. Maksat (amaç) unsuru bakımından

Kanun koyucunun idari işlem ile ulaşmak istediği, o işlemden beklediği nihai sonuçtur. Bu amaç kamu yararı olmak zorundadır. Maksat yönünden hukuka aykırılık “yetki saptırması” olarak adlandırılır. (idare kendisine verilen yetkiyi başka maksatlar için saptırıyor) Amaç unsuru yönünden hukuka aykırılık halleri:Kişisel amaç güdülerek alınan idari kararlar (sırf kişiye zarar vermek için kamulaştırma yapılması, amirin kendi yakınına zarar verdi diye memuru re’sen emekliye sevk etmesi, sırf belli kişilerin gayrimenkulü değer kazansın diye imar planında değişiklik yapılması gibi).Siyasal amaç güdülerek alınan idari kararlar (kapatılan partiye üye olan yükümlünün bu sebeple yedek subay adaylığından çıkartılması).Özel maksadı aşan idari kararlar (Amacı kamu düzenini korumak olan kolluğun gelir toplamak, kamu malını korumak amacıyla kullanılması).

  1. İdari İşlemlerde Sakatlık Yaptırımları

İdari kararlarda ortaya çıkabilecek sakatlık hallerine uygulanacak yaptırımları yokluk ve ortadan kaldırılabilirlik olarak ikiye ayırabiliriz:

  1. Yokluk

Kendisine yokluk yaptırımı uygulanan bir idari karar hukuken hiç doğmamış sayılır, bu kararın yargı merciince iptal edilmesi düşünülemez. İşlemlerin hukuka uygunluğu kamu düzeninde sayıldığı için geçerlik kazanamazlar. Yokluk yaptırımı istisnai bir yaptırımdır, ancak çok ağır sakatlıklar söz konusu olduğunda uygulanabilir. Yine de idarenin işlemi olduğundan uygulanma riski vardır. Bu sebeple yokluğun mahkeme kararıyla tespit edilmesinde yarar vardır.Açık ve ağır bir sakatlık hali söz konusu ise yokluk yaptırımından bahsedilebilir. Yargı mercileri, yok hükmündeki işlemlerin yokluğunu tespit edip davayı esasa girmeden reddetmektedirler.Yoklukla Malul Bazı İdari Kararlar:Yetki unsurundaki bazı sakatlıklar ve yokluk: Fonksiyon gaspı, yetki gaspı, ağır ve bariz yetki tecavüzü durumları.Şekil unsurundaki bazı sakatlıklar ve yokluk hali:

  • Yazılı olarak öngörülmüş bulunan idari kararların sözlü olarak alınması, imza edilmemiş kararlar, toplantı yeri, zamanı veya karar yeter sayılarına uyulmadan alınan kararlar.
  • Toplantı veya görüşme açılmadan elden imza toplanmak suretiyle alınan kararlar yok hükmündedir.

Konu unsurunda Sakatlık ve yokluk hali: Konusu mümkün veya meşru olmayan kararlar yok hükmündedir. Örneğin kamu malının kamulaştırılması, ölünün memur atanması.İlgilinin talep ve rızasına bağlı idari kararlarda ilgilinin, talep veya rızasının olmaması. Talep olmadan bir kişiyi memuriyete atama, ya da fakülteye kaydetme gibi.Yokluğun Sonuçları:Yok hükmünde olan işlemler her ne kadar doğmamış kabul edilse de yukarıda da bahsedildiği gibi idareden çıkan bir işlem olduğundan uygulanma riski vardır. İşlemin yok hükmünde olduğunun mahkeme tarafından tespit edilmesi gerekir. Bunun için de işlemin muhatabına dava açma imkânı olmalıdır.Yok hükmündeki işlemler için:

  • Dava açma süresi yoktur,
  • Her zaman idare tarafından geri alınabilirler,
  • Hem idari hem de adli yargıda bu dava açılabilir,
  • Bu işlemin uygulanmasından doğan zararın telafisi için idari yargıda tam yargı davası açılamaz. Doğan zararlar için adli yargıda dava açılmalıdır. Çünkü zarar filli yol (haksız fiil) niteliğindedir.
  1. Hükümsüz Kılma (Ortadan Kaldırılabilirlik)

Yok hükmünde olan işlemler dışındaki diğer işlemlerdeki sakatlık kamu düzeninden sayılmaz bunlar kişisel niteliklidir. Bu durumda işlemin sakatlığı ya bizzat idare tarafından ya da ilgilerin açacağı dava üzerine mahkemece giderilir. Kural olarak idari işlemler hukuka uygunluk karinesinden yararlandığı için kanunda yazılı sürelerde ilgililer dava açmazsa işlem geçerliliğini korumaya devam eder. Süreler hak düşürücü niteliktedir. Süreler geçtikten sonra da bu durum hâkim tarafından re ‘sen dikkate alınmaz. Bu nedenle idari işlemler ya ilgilerin açacağı iptal davası yoluyla ya da idarenin sakat işlemi geri almasıyla ortadan kaldırılırlar.

  1. İptal Davası Açma Ehliyeti (Menfaat ihlali koşulu)

İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) 14.madde’de; bir idari yargı makamında dava açılması söz konusu olduğunda, dilekçe üzerinde yapılacak ilk inceleme düzenlenmiştir. Bu aşamada görevli hâkimin bakacağı hususlar arasında “ehliyet” konusu da sayılmaktadır. Kanun’un 15.maddesi ise ehliyet koşulunun yerine gelmediğinin anlaşılması halinde, davanın esasa geçilmeden reddedileceğini ifade eder. Yani idari yargıda dava açmak için önce buna “ehil” olmak gerekir, yoksa dava, talep hakkında değerlendirme yapılma aşamasına geçilmeden reddedilecektir.[1]

Genel Dava Açma Ehliyeti-Objektif Dava Ehliyeti

Bir idari davaya taraf olabilmek için hak ehliyetine sahip olmak yeterlidir ancak bizzat dava açabilmek ve davayı takip edebilmek fiil ehliyetine de sahip olmayı gerektirir. Fiil ehliyeti, TMK 9.maddeden yola çıkarak, kendi fiilleriyle hak edinebilme ve borç altına girebilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Ayırt etme gücüne sahip olan ve kısıtlı olmayan erginler tam ehliyetlidirler (TMK 10.md) ve davalarını bizzat veya avukatları aracılığıyla (HMK 71.md) takip edebilirler.


Ayırt etme gücüne sahip olan ve kısıtlı olmayan erginler tam ehliyetlidirler (TMK 10.md) ve davalarını bizzat veya avukatları aracılığıyla (HMK 71.md) takip edebilirler. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu bağımlılığı ya da bunlara benzer nedenlerle ayırt etme gücü (temyiz kabiliyeti) olmayan kişiler tam ehliyetsiz sayılırlar (TMK 14.md). Tam ehliyetsizler, ancak kanuni temsilcileri aracılığıyla dava açabilir ve açılmış olanları da yine kanuni temsilcileri aracılığıyla takip edebilirler. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ile kısıtlılar, vesayet makamının izniyle ve yasal temsilcileri aracılığıyla dava açabilir ve davayı takip edebilirler (TMK 462.md). Sınırlı ehliyetliler (TMK 429.md) ise yasal danışmanlarının görüşünü almak koşuluyla idari dava açabilir ve davayı takip edebilirler.Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler (TMK 48.md). Fiil ehliyetlerini, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla kazanırlar (TMK 49.md) ve iradelerini de organları aracılığıyla açıklarlar (TMK 50.md). Tüzel kişiyi idare ve temsil etmeye yetkili organ, kanuni temsilci olarak idari yargıda da dava açma ve takibe yetkilidir. Bu yetkiyi bizzat kullanabileceği gibi avukatı aracılığıyla da kullanabilir. Bu bilgiler özel hukuk tüzel kişileri ile ilgili olarak geçerli olan genel kurallardır.

Menfaat İhlaline Uğramış Olmak-Sübjektif Dava Ehliyeti

İdari yargıda objektif dava ehliyetinin ardından; davacının davanın konusuyla ilişkisini göstermek ve buna bağlı olarak uyuşmazlığı yargıya götürebilmek yetkinliğine sahip olup olmadığını belirlemek için bir de sübjektif dava ehliyeti aranmaktadır. Bu yeterlilik türü de ilk inceleme aşamasında kontrol edilen ön koşullardan biridir ve dayanağı da İYUK 2.maddedir. Kanun, iptal davası açabilmek için “menfaat ihlali” arar.Bir idari işlemin iptal edilebilmesi amacıyla dava açan kişinin menfaatinin ihlal edilip edilmediğini saptayabilmek için açıklığa kavuşturulması gereken ilk husus, “menfaat”in ne olduğudur.Menfaat ihlali konusu irdelenirken vurgulanması gereken en önemli husus, her bir durumda somut olayın özelliklerinin, koşullarını değerlendirerek o davada menfaat ihlali şartının yerine gelip gelmediğine karar verecek olan yargı makamının öncelikle iptal davasının temel fonksiyonunu dikkate alarak yorum yapması gerekliliğidir. Menfaat ilişkisinin dar yorumlanması; her şeyden önce yargıya erişim olanağını ortadan kaldıracağı gibi, hukuka uygun davranması gereken idarenin, davranışının yargısal yolla denetimini de engelleyecektir.[2]Menfaat ilişkisi yorumlanırken iptal davasının, hukuk devleti amacına ulaşmadaki işlevi de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu husus Danıştay kararlarında da vurgulanmıştır: “…iptal davalarının, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun saptanması, hukukun üstünlüğünün ve böylece idarenin hukuka bağlılığının sağlanması ve sonuçta hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilmesine olanak sağlanması nedeniyle, bu davalarda menfaat ilişkisinin bu amaç doğrultusunda yorumlanması gerektiği…”[3]

Menfaat İhlalinin Unsurları[4]

Doktrin ve mahkeme kararları irdelendiğinde; menfaatin ciddi ve makul bir ilişki olarak nitelendirilebilmesi iptal davası açılabilmesi için yeterli kabul edilmemekte, bunun yanında meşru, kişisel ve güncel (aktüel) olması da aranmaktadır.Menfaatin meşru olmasıMenfaatin meşru olması; hukuksal bir durumdan kaynaklanması veya böyle bir duruma dayanması (Onar, 1966b:1781; Gözübüyük ve Tan, 2016:334) olarak açıklanmaktadır. Buna göre anayasa, kanun, düzenleyici işlemler, teamüller, içtihat, sözleşme, örf veya davaya konu olandan başka bir idari karardan kaynaklanan hukuki durumların bu kapsamda olduğu kabul edilir (Onar, 1966b:1781-1782; Sarıca, 1949:32-36). Menfaatin meşru olması, hukuk tarafından korun-maya değer bir menfaat olması (Candan, 2015:116) şeklinde de açıklanabilmektedir. Bu husus Danıştay Kararlarında çeşitli şekillerde ifade edilebilmektedir: “…iptal davasını işlem nedeniyle menfaati ihlal edilenler açabilecekse de söz konusu menfaatin; kişisel, aktüel ve meşru olması gerekir. Meşru menfaatin varlığından söz edebilmek, hukuken ileri sürülebilir olmasına bağlıdır.”[5]Menfaatin kişisel olması“…dava açabilmek için dava konusu yapılan idari işlemlerden dolayı davayı açanın dolaylı veya dolaysız kişisel bir menfaatinin ihlal edilmiş olması gerekir. İster gerçek ister tüzel kişiler bakımından olsun, bu esas değişmez[6] Bu ifaden de anlaşılabileceği gibi Danıştay, iptal davası açabilmek için aranan menfaat ilişkisinde kişisellik unsurunun bulunması konusunda çok kesin bir tavır içindedir.Menfaatin güncel olmasıDanıştay sübjektif dava ehliyeti için menfaat ilişkisinde güncellik unsurunun bulunmasını da aramaktadır. Bu da öncelikle, dava açıldığı tarihte, davacıya ait bir menfaatin ihlal edilmiş olmasını gerektirir. Benzer şekilde dava açılmadan önce son bulmuş bir menfaat ilişkisinde dayanarak iptal davası açılması da kabul edilmemektedir.[7]Menfaatin güncel olmasıyla bağlantılı olarak dava konusu edilmiş işlemin dava sürerken geri alınması veya kaldırılması olasılıkları da, doğal olarak, farklı değerlendirilmelidir. Bir idari işlemin geri alınması, işlemin ilk yapıldığı andan itibaren ortadan kaldırılması anlamına gelir ki bu durumda işlemin iptali ile beklenen menfaat gerçekleşmiş demektir yani güncellik unsuru artık yoktur ve ayrıca ortada iptal edilecek bir işlem kalmamıştır (idare geri alma işlemiyle onu hiç yapılmamışçasına ortadan kaldırdığı için). Bu süreçte davacı için maddi ya da manevi bir zarar doğmuşsa, zararın giderilmesi zaten iptal davasının konusu olamayacağı için iptal talebi ve zararın giderilmesi birlikte dava konusu edilmişse bile iptal davası konusuz kalmıştır. Fakat işlemin kaldırılması aynı sonucu doğurmayacaktır ve bu nedenle de davanın görülmesine devam edilmesi gerekir. Çünkü idarenin bir işlemi kaldırması ile kaldırma işlemin yapıldığı tarihten itibaren sonuç doğmaktadır ve işlemin ilk yapıldığı tarihle kaldırıldığı tarih arasındaki hukuki sonuçlar varlığını sürdürmektedir. İptal davasının amacı da hukuki sonuçların ortadan kaldırılması olduğuna göre mahkemenin esastan karar vermesi gerekmektedir. Danıştay uygulamalarının da bu yönde olduğusöylenebilir.[8]Bu husus özellikle süreli işlemlerde[9] hayatı önem taşıyacaktır. Çünkü örneğin belirli bir süreyle yürürlükte kalan işlemlerin dava açıldıktan sonra süresi dolduğu için yürürlükten kalkması çok büyük bir olasılıktır. Bu olasılık gerçekleştiğinde yani işlem süresi dolduğu için yürürlükten kalktığında, güncellik koşulu bulunmadığı için menfaat ihlali olmadığı gerekçesiyle davanın da konusuz kaldığına hükmetmek, bu işlemlerin (yerine yürürlüğe giren işlemler de süreli olabilecektir) mütemadiyen yargısal denetim dışında kalmasına yol açacaktır.Menfaat İhlali Koşulunun Uygulanmasında Hususiyet Gösteren Durumlarİptal davası söz konusu olduğunda davacının sahip olması beklenen sübjektif dava ehliyeti olarak, dava konusu işlemle menfaatin ihlal edilmiş olması ön koşulu her somut olayda kendi çerçevesi içinde değerlendirilmektedir. Ancak bazı durumlarda davacıların konumları ve dava konusu işlemle bağlantıları yargı tarafından değerlendirilirken ortaya çıkan sonuçlar hususiyet içermektedir. O nedenle bu durumlara biraz daha yakından bakmakta yarar vardır.

Kiracı olma

Danıştay, uzun yıllar boyunca kiracı olmanın, kiralanan mülkle ilgili idari işlemler hakkında iptal davası açarken menfaat ihlali koşulunu sağlamada yetersiz olduğuna hükmetmiştir. Dava konusu işlem gayrimenkule ilişkinse sadece malikin menfaatini kabul etmiştir.Örneğin kamulaştırma işlemleri söz konusu olduğunda Danıştay’ın tavrının net olduğu tespit edilmektedir. Hâlihazırda yürürlükte olan 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 2001 yılında değişen 14.maddesi açık bir şekilde dava açma hakkını sadece malike tanımıştır, bu nedenle Danıştay’ın kiracının menfaatiyle ilgili bir değerlendirme yaparak dava açma hakkı olup olmadığına karar verebilmesi söz konusu değildir. Örnek bir yüksek mahkeme kararı içi bkz.10Başka bir kararda Danıştay, kiracısı olduğu taşınmaz ile ilgili malik tarafından hazırlanan ve koruma kurulunca düzeltilerek uygun bulunan restorasyon projesinin iptal edilmesiyle ilgili açtığı davada, “davacının, eski eseri korumaktan çok aleyhine açılmış olan tahliye davası sonucu tahliyesini önlemek ve 1981 yılından beri süregeldiği belirtilen kiracılık ilişkisini devam ettirmek amacıyla, mülkiyet bağı da bulunmayan taşınmaza yönelik olarak bu davayı açtığı kanaatine ulaşıldığından, söz konusu taşınmazın kiracısı olan davacının, asıl malik tarafından hazırlatılan ve koruma kurulunca da düzeltilerek uygun bulunan restorasyon projesinin iptalini isteme konusunda, meşru bir menfaatinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden
reddine karar verilmesi gerekirken”[10] diyerek davayı açma sebebinin eseri korumak değil, tahliye davasından kurtulmak için olduğu için ehliyet yönünden reddine karar vermiştir.Bununla beraber, Kiracının dava açma sebebini kiracılık ilişkisine dayandırdığı bir başka kararda ise Danıştay ehliyetin varlığını ve menfaatinin ihlal edildiğini ifade ederken, “…davacının taşınmaz ile kira sözleşmesinden kaynaklanan özel bir ilişkisinin bulunduğu, taşınmazın onarılması amacıyla masraf yaptığı, idare ile davacı arasında sulh protokolünün İmzalandığı, Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin 12.03.2009 tarihli yazısında da taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerinde kalan dolgu alanı niteliğinde olduğunun belirtildiği hususları ve davacının diğer iddiaları dikkate alındığında dava konusu işlemle menfaat ilgisinin bulunduğunun kabulü gerektiğinden”[11] diyerek kiracının ilgili gayrimenkulün satılmasına ilişkin işleme karşı açtığı davada menfaatinin ihlal edildiğine kanaat getirmiştir.Benzer yönde bir kararında ise, “Yıkım kararı doğrudan yapıya yönelik olarak tesis edilen bir işlem olduğundan, adına işlem tesis edilen ve yapının maliki olan kişiler dışında, bu işlemden etkilenecek kişiler tarafından da dava açılması olanaklıdır. Dava konusu işlemlerin icra edilmesi durumunda, bu yapıda kiracı olarak faaliyette bulunan davacı şirketin olumsuz etkileneceği açıktır” diyerek yine menfaat ihlalinin kiracı yönünden kabul etmiştir.[12]

Köy ve belde sakini olma, hemşeri sıfatı

Köy sakini olarak köyle ilgili idari işlemler hakkında dava açmak söz konusu olduğunda yargının çoğunlukla menfaat ilişkisini kabul ettiği söylenebilir: “…tüm köyün ve köylünün yaşama düzeni, yerleşimi ve gelişimini yakından ilgilendiren köy orta malının sadece bir kişinin kullanımına verilmesi işleminin köy sakini davacıların menfaatlerinin ihlal edildiği gözetilmeksizin zilyetlik ya da mülkiyet ilişkisinden söz edilerek davanın ehliyet yönünden reddinde usul ve ya-saya uyarlık görülmemiştir.”[13] Ancak neredeyse aynı koşullarda bulunan davacılar için menfaat bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddettiği kararlar da vardır.[14]Danıştay’ın özellikle çevre (Çevre Kanunu 30. Madde hükmü herkesin ilgili mercilere başvurarak faaliyetle ilgili gerekli önlemlerin alınmasını veya faaliyetin durdurulmasını istemesine olanak tanımaktadır. Kanun herkesin bu konuda menfaati olduğuna hükmetmiştir.), tarihi ve kültürel değerler ve imar[15] gibi kamu yararını ilgilendiren konularda belde sakinliğini menfaat koşulu bakımından yeterli görme yönelimi olduğu söylenebilir.[16]Üstelik bu konulardaki yaklaşımı son dönemde değişkenlik gösterebilse bile İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden kısa bir süre sonra, başta çevrenin, tarihi ve kültürel değerlerin korunması söz konusu olduğunda, tehlike altında olduğu iddia edilen değerlerle aynı bölgede yaşayan kişilerin öncelikli olarak dava konusu işlemler aralarında bir menfaat ilişkisi
olduğu anlayışıyla şekillenmişti: “Bir yörenin tarihsel ve kül-türel özelliklerinin korunmasının Devletin olduğu kadar o yörede yaşayan vatandaşların da görevi olduğu…”[17]

Yerel yönetim karar organlarında yer alma

Danıştay, genel olarak yerel yönetimlerin karar organlarında yer alıp kurul toplantısına katılmayan veya katılıp da karara muhalif kalanların, kararın iptali için dava açabileceklerini kabul eder. Söz konusu karar organlarında üye olan kişilerin, temel görevlerinin belde halkının çıkarını korumak olduğunu, bu nedenle de görevlerini yerine getirmek için muhalif kaldıkları ya da oylamasına katılmadıkları kararların, hukuka aykırılığı nedeniyle iptalini istemekte sübjektif ehliyetlerinin bulunduğu görüşünü benimsemektedir.[18] Ancak Danıştay, davacının ehliyetini tespit ederken, üyesi olduğu kurul o kararı alırken toplantıya katılmamış olması, toplantıda yer almış olsa bile karar aleyhine oy kullanmış olması konusunda son derece hassastır.[19]Ancak şu husus da belirtilmelidir ki Danıştay’ın kararları incelendiğinde, yerel yönetimlerin karar organları için genel olarak benimsediği bu tutumdan yola çıkarak diğer kurul kararları söz konusu olduğunda da aynı yaklaşımı gösterdiğini söylemek mümkün değildir. Örneğin Radyo Televizyon Üst Kurulu üyelerinin muhalif kaldıkları karar aleyhine dava açmakta menfaatleri olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.[20]

Vergi yükümlülüğü

Vergi yükümlüğüne dayanarak iptal davası açmak söz konusu olduğunda, mükellefin yükümlü olduğu vergi işlemleri ile (bireysel ya da düzenleyici işlemler) arasındaki menfaat ilişkisinin ehliyet bakımından yeterlilik sağladığı hususunda tereddüt yoktur.[21]Ancak vergi yükümlüsünün bu sıfatına dayanarak; yükümlülüğünün artmasına neden olduğu iddiasıyla vergi gelirlerinin kullanıldığı yerlerle ilgili kararların ya da yapılan harcamaların iptali talebiyle açılan davalarda, davanın genellikle ilk inceleme aşamasında sübjektif ehliyetin bulunmaması nedeniyle reddedildiği görülmektedir.23Mamafih bu yaklaşımın tersinin kabul gördüğü hiçbir yargı kararı olmadığını söylemek de mümkün değildir. Örneğin 2007 yılında 11. Daire tarafından verilmiş bir kararda; davacının, 7 gün sonra yapılacak seçimler söz konusuyken milletvekillerine üç aylık peşin ödenek ve yolluk ödenmesi işleminin iptali amacıyla açtığı davada, ilk derece mahkemesinin, vatandaşlık sıfatının bu işlemin hukuka aykırılığı iddiasıyla dava açmak için ciddi ve makul ilişkinin bulunması koşulunu sağlamadığı gerekçesiyle ehliyetsizlik nedeniyle ret kararı vermesinin hukuka aykırı bulunduğu görülmektedir. 11. Daire karar gerekçesinde iptal davasından beklenen temel faydanın, idarenin hu-kuka aykırı işlemlerinin denetlenmesi ve hukuka aykırı işlemlerin iptalinin sağlanması yoluyla hukuka uygun idareyi ve sonuçta da hukuk devletini hayat geçirmek olduğundan bahsetmiştir. Ardından da sübjektif ehliyetin,Anayasanın 125.maddesinin 2.fıkrasında belirlenen ve yargı denetimi dışında bırakılan işlem-ler dışında
yargı kısıntısı yaratacak şekilde yorumlanmaması gerektiğine işaret etmiştir. Danıştay, dava konusu olayda ilk derece mahkemesinin davacının ehli-yeti konusunu değerlendirirken yaptığı gibi; idari işleme karşı sadece işlemden yararlananların dava açabileceğinin kabul edilmesi halinde bu davalara konu işlemlerin yargısal denetim dışında bırakılması gibi bir sonucun ortaya çıkacağına vurgu yapmıştır. Bu davada serbest avukatlık yapan davacının bir vergi mükellefi olmak sıfatıyla menfaat ihlali koşulunu sağladığını belirterek ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.[22]

Vatandaş olma

Vatandaş olma sıfatına dayanarak açılan davalarda, Danıştay’ın, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma dışında bir niteliği olmayan davacıların dava konusu işlemle arasında ciddi ve geçerli bir menfaat ilişkisi olmadığı görüşünde olduğu söylenebilir. Örneğin özelleştirme işlemlerinin iptali için açılan davalarda[23], emekliler arasında eşitsizlik yaratacağı iddia edilen işlemin iptali için açılan davada[24] vatandaşlık sıfatını makul ve ciddi bir alaka olarak değerlendirmeyerek davacıların ehliyeti olmadığına hükmetmiştir. Ancak özelleştirme işlemlerinin iptali için açılan bazı davalarda yeterli bulunmuştur. Hatta davacının, vatandaş sıfatı yanında, milletvekili[25] ve siyasi parti temsilcisi sıfatlarına da dayanarak açmış olduğu USAŞ’ın özelleştirilmesine ilişkin işlemlerin iptali davasında diğer sıfatlar bakımından ehliyetin yokluğuna hükmedilirken; vatandaşlık sıfatı, işlemin hukuka uygun yapılması halinde bundan yararlanma olasılığı bulunduğu gerekçesiyle, sübjektif ehliyet koşulu bakımından yeterli sayılmıştır.Fakat yukarıda örneklenen işlemlerle vatandaşlık arasında makul ve ciddi bir ilişki tespit etmeyen Danıştay’ın bazı beklenmedik işlemlerle ilgili olarak vatandaşlık bağını sübjektif ehliyet açısından yeterli bulduğu görülmektedir. Örneğin, Bakanlar Kurulu’nun, Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesinin ardından, NATO’dan askeri kuvvet istemesi üzerine açılan davada, ehliyet itirazı “… dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı ile yabancı silahlı kuvvetlerin yurda çağırılması olayını, savaşı doğurucu, kışkırtıcı bir unsur olarak gören her Türk vatandaşının, hem hukuk devleti ilkesini yerleştirme gereği olarak, hem de ülkede çıkabilecek bir savaş bakımından kişisel, meşru ve aktüel bir menfaati bulunduğundan,…”[26] denilerek esasa girilip karar verilmiştir. Ayrıca yukarıda bahsedilen bir kararda da görüldüğü üzere; mirasçıların vatandaşlıktan çıkartılmış (ve vefat etmiş) yakınları için dava açma ehliyetleri olduğunu kabul etmeyen 10. Dairenin, şair Nazım Hikmet’in vatandaşlıktan çıkarılma kararının nüfusa tesciliyle ilgili işlemin iptali için dava açmada vatandaşlık sıfatını menfaat açısından yeterli bulduğu da olmuştur.[27]

İktisadi Rekabet

İktisadi menfaat ihlali, temelde dava konusu işlem nedeniyle ekonomik çıkarların olumsuz yönde etkilenmesi durumunda ortaya çıkan ilişkidir. Bu açıdan da rekabet ihlalinden doğan menfaat ilişkisine göre daha dar kapsamlıdır. Ancak rekabet ilişkisinin de idari işlemin iptali isteyebilmek için geçerli bir sübjektif ehliyet durumu yarattığı yargı kararlarında kabul edilmektedir.[28]

Dernekler

Danıştay’ın derneklerin tüzüklerinde belirttikleri üzere üyeleri hakkında yapılan işlem nedeniyle derneğin menfaatinin ihlal edildiği noktasında tutarlı bir içtihadının olduğunu söylemek güçtür.[29]Derneklerin doğrudan dernek tüzel kişiliğinin hak ve çıkarlarını ilgilendiren konularda dava açabilecekleri konusunda elbette bir tereddüt yoktur.[30] Üyelerinin tümünün belirli hak ve menfaatleriyle ilgili durumlarda; derneğin tüzüğünde söz konusu konularda üyelerin hak ve menfaatlerini koruma amacı yer almış ve dava açma hakkı da tanınmışsa; derneğin o konulara dair idari işlemlere karşı dava açmakta menfaatinin bulunduğunun kabulü gerekir.[31]Yüksek mahkemenin bir kararında Tüketiciler Birliği Derneği’nin Konya Şubesi’nin, Belediye’nin toplu taşım ücretlerine zam yapılması kararına ilişkin davada dernekle idari işlem arasındaki menfaat ilişkisi kabul edilmiştir: “Bir ülkede veya bölgede yaşayanların menfaatini, dolayısıyla bireyin menfaatini zedeleyen, hukuk devleti esaslarına aykırı, kamu yararını ihlal eden işlemlerin hukuk düzeninden çıkarılmasını sağlamak üzere, bu işlemlere karşı bi-reylerin dava açma hakkının geniş yorumlamak gerekmektedir. Dolmuş ve bele-diye ücretlerine muhtelif oranlarda zam yapılmasına ilişkin dava konusu işlem ile davacı derneğin meşru ve aktüel menfaat ilişkisinin varlığı açıktır.”[32] Yine yüksek mahkeme bir kararında: “Tekel Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulunun kararı ile kabul edilen, TEKEL’de görev tahsisli konut verilecek unvanların yer aldığı (2) sayılı cetvelin yeniden düzenlenmesine ve (2) sayılı cetvelde başmüfettiş ve müfettiş unvanlarına yer verilmemesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davada Danıştay, Tekel Müfettişleri Derneğinin Ana Tüzüğünde yer alan 3. maddesinde, derneğin amacı üyelerinin tüm demokratik, ekonomik, sosyal ve özlük haklarını koruyup geliştirerek birleşmelerini ve dayanışmalarını sağlamak, 4. maddesinin a fıkrasında da, üyelerinin tümünü ilgilendiren mesleki sorunların çözümlenmesi, üyelerinin personel hukukundan doğan haklarının savunulması ve yeni hakların elde edilmesi için çalışmak olarak belirlenen amacı ve faaliyeti göz önüne alındığında, dernek üyelerinin personel hukukundan doğan haklarını kısıtlayan niteliği ile doğrudan doğruya üyelerinin demokratik, ekonomik, sosyal ve özlük haklarını korumak amacıyla kurulan davacı derneğin faaliyet alanına giren ve bu dernek kişiliğinin hak ve çıkarlarını ilgilendiren konulardan olduğundan, anılan işleme karşı dava açmakta derneğin hukuki menfaati bulunduğu anlaşılmakta olup; davacı derneğin sübjektif ehliyetinin varlığı kabul edilmek suretiyle davanın esasının incelenmesi gerekmektedir.”[33] Bu son kararda Danıştay, dernek tüzüğünde geçen “üyelerinin tümünü ilgilendiren mesleki sorunların çözümlenmesi, üyelerinin personel hukukundan doğan haklarının savunulması ve yeni hakların elde edilmesi için çalışmak” ibaresini dava açmaya ehliyetli olmak olarak yorumlamıştır. Ama bu yaklaşımın tam tersinin benimsenmiş olduğu yargı kararları da vardır.[34]

Vakıflar

İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun, iptal davalarından beklenen fayda ve sivil toplum örgütlerinin kamuyu ilgilendiren konularda dava açma ehliyetine sahip olmasının önemiyle kurduğu ilişki çerçevesinde vakfın sübjektif ehliyeti olduğuna dair kararından[35] sonra, vakıflar tarafından açılan iptal davaları ehliyet yönünden reddedilmemeye başlanmıştır. [36] Sendikalar“4688 sayılı Kanunun 19/f maddesi uyarınca kamu görevlileri sendikalarına, üyelerinin haklarını korumak amacıyla tanınmış olan dava açma hakkının kullanımında sınırlamaya gidilmesi, Anayasanın hak arama hürriyetine ilişkin 36’ncı maddesi kuralına uygun düşmeyeceği gibi; 151 sayılı Sözleşmenin, yukarıda anılan 1’inci ve 3’üncü maddelerine de aykırılık oluşturacağı açıktır. Gerek metindeki terimlere bağlı olarak maddenin yorumu, gerekse madde gerekçesi ile konuya ilişkin tarihsel süreç ve mevzuatımızda yapılan değişiklikler dikkate alındığında, kamu görevlileri sendika ve üst kuruluşlarının, sendika üyesi olan kamu görevlisinin isteği üzerine, statüsü ve bu statüsünden kaynaklanan hak, yükümlülük, görev ve sorumlulukları ile atama, nakil, disiplin ve personel hukukuna ilişkin diğer düzenlemelere dayalı olarak, üyeleri hakkında tesis edilen bireysel (sübjektif) işlemlere karşı, üyelerini temsilen avukatları aracılığıyla dava açabilecekleri ve bu nedenle açılan davalarda taraf olabilecekleri sonucuna ulaşılmaktadır”[37] diyerek, sendikaların üyeleri hakkında dava açabileceğine ve açılmış davalara yardımda bulunabileceğine hükmetmiştir.Yine yakın tarihli bir İdari Dava Daireleri Kurulu kararında: Anayasa’nın 36.maddesiyle sivil toplum örgütlerinin kuruluş amaçları doğrultusunda, “….çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda, idari yargı mercileri önünde iptal davası açabilecekleri ve hukuki menfaatleri somut, güncel ve meşru olmak kaydıyla bu tür sivil toplum kuruluşlarının kendi kuruluş amaçları çerçevesinde iptal davası açmada 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca özel (sübjektif) ehliyet sahibi oldukları…”nı ifade ederek dava konusu imar planı değişikliğinin, kamu yararını yakından ilgilendiren bir konu olduğunu vurgulamış-tır. Ardından da davacı Sendikanın, ana tüzüğünün ”Sendikanın Amaçları” başlıklı 8. maddesinde, “sendikanın kuruluş amaçları arasında, yaşanabilir ve sağlıklı bir toplum için, ekolojik dengeye sahip çıkmak ve ulusal ve uluslararası düzeyde çevre sağlığının geliştirilmesine ve dünya barışına katkıda bulunmak” olmasından da yola çıkarak sendikanın menfaat koşulunu sağladığına karar vermiştir.[38] Dava, DİDDGK’na geldiğinde, Kurul karar gerekçesinde iptal davalarının önemine değindikten sonra, sübjektif ehliyet koşulunun idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerektiğine işaret etmiştir.

Kamu Tüzel Kişiliği Niteliğindeki Mesleki Kuruluşlar

Muhatabı doğrudan doğruya meslek kuruluşları olan idari işlemlerle ilgili, kuruluşların hem objektif hem de sübjektif dava ehliyetinin varlığı hususunda tartışma doğal olarak yoktur. Genel olarak kendi görev alanlarında ve mesleki konulardaki düzenleyici işlemlerle ilgili olarak da
dava açma ehliyetinin kabul edildiği söylenebilir.[39] Ancak meslek kuruluşlarının görev alanlarının çizilmesi ve buna bağlı olarak da doğrudan kendi mesleki faaliyet alanlarıyla ilgili görülmeyen konularda sübjektif ehliyetin değerlendirilmesi meselesinde farklı yönde yargısal kararlarla karşılaşılmaktadır. Bununla beraber son zamanlarda bazı davalarda Bölge İdare Mahkemelerinin, ilk derece mahkemelerinin menfaat ihlali koşulu bulunmadığından verdiği ret kararlarını bozduğu örnekler de bulunmaktadır, örneğin: Ankara Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesi, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin Atatürk Orman Çiftliği 1/10000 ölçekli koruma amaçlı nazım imar plan değişikliği kararının ve 1/1000 ölçekli koruma nazım imar planı ile İmrahor Vadisine ilişkin 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı ve İmrahor Vadisi 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Revizyonu” kararının iptali istemiyle açtıkları davalardaki ehliyetten ret kararlarını şu gerekçe ile bozmuştur: “…gerek çevre, tarih ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını ilgilendiren konularda dava açma ehliyetinin geniş yorumlanması sonucunu doğuran Anayasa’nın 56. Maddesi, devletin şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların, plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiş olan 3194 sayılı İmar Kanunu’ndaki düzenlemeleri 2872 sayılı Çevre Kanunu’na göre canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamın ifade eden çevre ve bu çevrenin korunması gerekse 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği Kanunu ile davacı odanın başlıca amaçlarını düzenleyen yukarıda yer verilen yönetmeliklerin ilgili maddeleri, plan ve imar uygulamalarının şehircilik esaslarına ve çevre şartlarına uygun yapılmasının sağlanması için faaliyet gösteren TMMOB Mimarlar Odası’nın dava konusu planlama işlemin ‘kamu yararına’ uygunluğu yönünden yargı denetimine tabi tutulması amacıyla açtıkları bu davada dava açma ehliyetlerinin bulunduğu…”Bu noktada özellikle baroların durumu dikkat çekicidir. Barolar, 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nda diğer meslek odalarına nispeten farklı bir misyonla da yükümlenmişlerdir. Sadece mesleğin genel menfaatlerini korumak, üyelerinin ortak ihtiyaçlarını karşılamak ve mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmakla değil, hukukun üstünlüğünün sağlanması konusunda da görevleri vardır. Bu hususlar özellikle Avukatlık Kanunu’nun 76. ve 95/21. maddede açıkça vurgulanmıştır. Türkiye Barolar Birliği ve barolar da bu maddelere dayanarak pek çok konuda, pek çok dava açmışlardır. Bu davaların bir kısmında sübjektif dava ehliyetleri olmadığına[40] hükmedilirken bazı davalarda da ehliyetlerinin varlığı kabul edilmiştir.[41]


❖ İptal Davasının Açılması   

İptal davaları, yetki, şekil, konu, sebep ve/veya maksat yönlerinden sakat olan idari işlemler sebebiyle menfaatleri ihlal edilenler tarafından işlemi yapan idareye karşı açılan davalardır.
Davacının davadaki hukuki yararı menfaatini ihlal eden idari işlemi iptal ettirmek suretiyle tekrar söz konusu idari işlemden önceki hukuki statüsünü muhafaza etmektir.Dava Açma SüresiDava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve İdare Mahkemelerinde 60 ve vergi mahkemelerinde 30 gündür.Yani genel dava açma süresi İYUK m.7/1’e göre Danıştay ve İdare Mahkemeleri için 60 gün, Vergi Mahkemeleri için 30 gündür. Bununla beraber özel kanunlarında ayrı süreler gösterilen hallerde bu süreler içerisinde dava açılır. Söz konusu süreler zamanaşımı değil hak düşürücü sürelerdir.  Bu süreler;

  1. İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı,
  2. Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; tarihi izleyen günden başlar.

İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz.Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren on beş gün sonra işlemeye başlar.Dava açmadan önce ilgili idareye başvurma olanağıİdari işlemden menfaatleri ihlal olunanlar idareye karşı doğrudan dava açabilecekleri gibi idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.60 gün içinde idari makamdan bir cevap gelmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır (İYUK m.12).İdari Davalarda Genel Yetkili MahkemeGenel yetkili idare mahkemesi, dava konusu olan idari işlemi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.


Vergi Uyuşmazlıklarında Yetkili Mahkemeİdari Yargılama Usulü Kanunu’na göre vergi uyuşmazlıklarında yetkili mahkeme:

  1. Uyuşmazlık konusu vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümleri tarh ve tahakkuk etti-ren, zam ve cezaları kesen,
  2. Gümrük Kanunu’na göre alınması gereken vergilerle Vergi Usul Kanunu gereğince şikâyet yoluyla vergi düzeltme taleplerinin reddine ilişkin işlemler-de; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümleri tarh ve tahakkuk ettiren,
  3. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Kanunun uygulanmasında, ödeme emrini düzenleyen,
  4. Diğer uyuşmazlıklarda dava konusu işlemi yapan, dairenin bulunduğu yerdeki vergi mahkemesidir. (İYUK m.37).

Özel Durumlar

İdari Yargılama Usulü Kanunu; kamu görevlileri ile ilgili davalarda, taşınmaz ve taşınır mallara ilişkin idari uyuşmazlıklarda özel hükümler getirmiştir.  

a-) Kamu görevlileri ile ilgili idari uyuşmazlıklarda yetki:

  1. Kamu görevlilerinin atanması ve nakilleri ile ilgili davalarda yetkili mahkeme, kamu görevlilerinin yeni veya eski görev yeri idare mahkemesidir.
  2. Kamu görevlilerinin görevlerine son verilmesi, emekli edilmeleri veya görevden uzaklaştırılmaları ile ilgili davalarda yetkili mahkeme, kamu görevlisinin son görev yaptığı yer idare mahkemesidir.
  3. Kamu görevlilerinin görevle ilişkisinin kesilmesi sonucunu doğurmayan disiplin cezaları ile ilerleme, yükselme, sicil, intibak ve diğer özlük ve para-sal hakları ve mahalli idarelerin organları ile bu organların üyelerinin geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırılmalarıyla ilgili davalarda yetkili mahkeme ilgilinin görevli bulunduğu yer idare mahkemesidir.

b-) Taşınmaz mallara ilişkin idari uyuşmazlıklarda yetki:1.İmar, kamulaştırma, yıkım, işgal, tahsis, ruhsat ve iskân gibi taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasında veya bunlara bağlı her türlü haklara veya kamu mallarına ilişkin idari davalarda yetkili mahkeme taşınmaz malların bulunduğu yer idare mahkemesidir.

  1. Köy, belediye ve özel idareleri ilgilendiren mevzuatın uygulanmasına ilişkin davalarla sınır uyuşmazlıklarında yetkili mahkeme, mülki idari birimin, köy, belediye veya mahallenin bulunduğu yahut yeni bağlandığı yer idare mahkemesidir. 
  2. c-) Taşınır mallara ilişkin davalarda yetki:

Taşınır mallara ilişkin davalarda yetkili mahkeme, taşınır malın bulunduğu yer idare mahkemesidir.

Not: İdari Yargılama Usulü Kanunu’ndaki yetkiye dair bu hükümler kamu düzenindendir. İdare ve Vergi Mahkemelerinin yetkisini belirlemeye yönelik yetki sözleşmesi yapılamaz.


İdari işlemden dolayı hem menfaat hem hak ihlali söz konusu ise ne olacak ?İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay’a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11’nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır (İYUK m.12). Örneğin idari işlem sebebiyle hukuki statüsünde değişiklik yaşayan bir kimsenin menfaatinin ihlal edildiği ortadadır. Bununla beraber ilgili idari işlem sebebiyle maddi zarara uğrama ihtimali de pek yüksektir. İşte bu halde ilgililer İYUK m.12’ye göre idari işlemi iptal ettirmek için iptal davası ve zararının tazmini amacıyla tam yargı davasını birlikte açabilecekleri gibi önce iptal davası açıp bu dava karara bağlandıktan sonra tam yargı davası da açabilecektir. Burada şüphesiz ki davacının amacı iptal hükmüyle hakkını tespit ettirip tam yargı davasında ispat külfeti bakımından rahatlamaktır.İdari Davalarda Yargılama UsulüDanıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evrak üzerinde yapılır (İYUK m.1/2).Yazılı yargılama usulünde davacı dava dilekçesini mahkeme başkanlığına hitaben gönderir, davalı idare cevap dilekçesi, davacı cevaba cevap dilekçesi, davalı idare ise ikinci cevap dilekçesini mahkeme başkanlığına sunar.Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal ve tarh edilen vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı yirmibeşbin Türk Lirasını aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılır (İYUK m.17/1). İptal davalarında mahkemenin istek üzerine duruşma yapması takdirine bağlı kılınmamıştır. Duruşma talebi, dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabilir. Bununla beraber hükümde yer alan kayıtlara bağlı olmaksızın Danıştay, mahkeme ve hâkim kendiliğinden duruşma yapılmasına karar da verebilir. Duruşma yapıldıktan sonra en geç on beş gün içinde karar verilir.Kural, her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılması olmakla birlikte aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabilir.Hak veya menfaatlerinde iştirak bulunması ve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması koşulları mevcutsa birden fazla şahıs ortak dilekçe vermek suretiyle de iptal davası açabilirler.Üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sükûnunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır. Ancak davanın ihbarı HMK hükümlerinden farklı olarak Danıştay, mahkeme veya hâkim tarafından re ‘sen yapılır.İYUK ve yukarıdaki Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa atıfta bulunulan haller saklı kalmak üzere, vergi uyuşmazlıklarının çözümünde Vergi Usul Kanununun ilgili hükümleri uygulanır (İYUK m.31/2). 

Yürütmenin Durdurulması 

Danıştay’da veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini kendiliğinden durdurmaz.Danıştay veya idari mahkemeler:

  • İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması,
  • İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olması,

Şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda ve teminat karşılığında[42] davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir. Bununla beraber, dava dilekçesi ve eklerinden yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığı anlaşılırsa, davalı idarenin savunması alınmaksızın istem reddedilebilir.Ancak, kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmaz. Bu tip idari işlemlerden menfaatleri ihlal olunan kamu görevlilerinin yürütmenin durdurulması talepleri ancak davalı idarenin savunması alındıktan sonra kabul edilebilir.Sadece ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez.*Vergi uyuşmazlıklarında ise yukarıda açıklanan hükümlerden farklı olarak onlara göre istisna niteliğinde kendi içerisinde ise kural hükümler yer almaktadır. Buna göre kural; vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, davacının gösterdiği adrese tebligat yapılamaması halinde, yeni adresin bildirilmesine kadar dava dosyası işlemden kaldırılır ve işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazı kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir.Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır (İYUK m.27/8). Yürütmenin durdurulmasına dair verilen kararlar on beş gün içinde yazılır ve imzalanır. Yürütmenin durdurulması talebine ilişkin verilen kararlar esasa ilişkin kararlar olmayıp, ara karar mahiyetindedir.Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar; Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarına, bölge idare mahkemesi kararlarına karşı en yakın bölge idare mahkemesine, idare ve vergi mahkemeleri ile tek hâkim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz edilen merciler, dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Bir üst yargı merciine götürülemez.


Aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması isteminde bulunulamaz.Yargı Merciinin Kararıİdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. Mahkeme kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir.İdarece ödenecek faiz bakımından Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez.Kararlara Karşı Başvuru Yollarıİdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, konusu beş bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz. Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin İYUK m.46’da sayılan davalar hakkında verdikleri kararlar, temyiz kanun yoluna tabiidir.Temyiz ve istinaflarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili bölge idare mahkemesi kararına bağlıdır.

Kanun yolunda yürütmenin durdurulması

Temyiz veya istinaf yoluna başvurulmuş olması, hâkim, mahkeme veya Danıştay kararlarının yürütülmesini durdurmaz. Ancak, bu kararların teminat karşılığında yürütülmesinin durdurulmasına temyiz istemini incelemeye yetkili Danıştay dava dairesi, kurulu veya istinaf başvurusunu incelemeye yetkili bölge idare mahkemesince karar verilebilir. Davanın reddine ilişkin kararlara karşı temyiz ya da istinaf yoluna başvurulması halinde, dava konusu işlem hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi yukarıda açıklanan koşulun varlığına bağlıdır.İptal davalarında teminat istenmeyebilir (İYUK m.52/2).Temyiz ve istinaf incelemesi sırasında yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar kesindir. Bölge idare mahkemesinin yürütmenin durdurulması hakkında verdiği karar temyiz edilemez.İstinaf veya temyiz mercii tarafından ilk derece mahkemesi kararının bozulması, kararın yürütülmesini kendiliğinden durdurur (İYUK m.52/5).
Staj. Av. Erdem Güler-İstanbul Barosu

[1]Jülide Gül Erdem, İptal Davasında Menfaat İhlali Koşulu, s.100 vd.[2] Danıştay 6. Daire, 13.05.1991, E.1989/2264, K. 1991/1101[3] DİDDGK, 26.5.2000, E.1999/390, K.2000/761[4]Jülide Gül Erdem, İptal Davasında Menfaat İhlali Koşulu, s.112 vd.[5] Danıştay 10. Daire, 13.11.2002, E.2002/1407, K.2002/4320, Danıştay Kararlar Dergisi, Yıl.1 Sayı.1, Ankara, 2003, s.396[6] Danıştay 5.Daire, 06.06.1970, E.1969/4390, K.1970/3355[7] Danıştay 5.Daire, 28.05.2010, E.2008/501, K.2010/3687, DD, Sayı:125, Yıl:2010, s.216.[8] Danıştay 5.Daire, 16.2.2010, E.2007/7251, E.2010/665, DBB (01.05.2017); Danıştay 10.Daire, 10.04.2000, E.1997/6341, K.2000/1372, DBB (28.06.2017); Danıştay 8.Daire, 12.2.1963, E.1962/1946, K.1963/1191, Duran Lütfi, İdare Hukuku Meseleleri, İstanbul, 1963, s.182.[9] DİDDGK, 24.2.2005, E.2002/494, K.2005/63, DBB (01.05.2017).   10 Dan. 6. D, 26.2.1990, E. 1990/55, K. 1990/169 (Kazancı)[10] Dan. 6. D, 30.11.2004, E. 2003/1464, K. 2004/6125 (Kazancı)[11] Dan. 13. D, 1.7.2009, E. 2009/2640, K. 2009/7336 (Kazancı)[12] Dan. 14. D, 18.4.2012, E. 2011/9654, K. 2012/2931 (Kazancı)[13] Danıştay 6.Daire, 18.11.1986, E.1986/664, K.1986/967, DD, Sayı:66-67, Yıl:1987, s.294.Benzer yönde: DİDDGK, E.1949/313, K.1950/37[14] Danıştay 8.Daire, 07.02.1984, E.1981/2107, K.1984/198[15] Danıştay 6. Daire, 01.07.2015, E.2015/1547, K.2015/4783, DBB (28.06.2017).[16] Danıştay 6.Daire, 9.7.2003, E. 2003/1712, K. 2003/4221, DD, Sayı:3, Yıl:2004, s.196; Danıştay 6.Daire,21.03.1988, E.1987/931, K.1988/417, DD, Sayı:72-73, Yıl:1989, s.361; Danıştay 6.Daire, 15.12.1993, E. 1993/1858, K. 1993/5451[17] Danıştay 6. Daire, E;1989/2562, K;1989/2187[18] Danıştay 6.Daire, 16.09.1998, E.1998/4833, K.1998/4004, DBB (28.06.2017); Danıştay 10.Daire, 08.01.2003, E.2002/4860, K.2003/8, DD, Sayı:2, 2003, s.323.[19] Danıştay 6.Daire, E.2011/9148, K.2012/1541, DBB (28.06.2017).[20]“Olayda; iptali istenen Üst Kurul kararının davacılar hakkında uygulanabilecek bir düzenleyici işlem niteliğinde bulunmadığı gibi ilgililerin kişisel, meşru ve aktüel menfaatini de etkilemediği anlaşılmakta olup; söz konusu karara muhalif kalmaları da davacılara dava açma ehliyeti kazandırmayacağından, işin esasının incelenmesine hukuki olanak görülmemiştir.” Danıştay 5.Daire, 22.09.2010, E.2010/4053, K.2010/5414, DBB (28.06.2017).[21] Danıştay 7.Daire, 11.06.2003, E.2001/4997, K.2003/555, DBB (15.06.2017).   23 Danıştay 6.Daire, 09.01.1952, E.1951/176, K.1952/25[22] Danıştay 11.Daire, 25.9.2007, E.2007/6930, K.2007/7002, DBB (26.06.2017).[23] Danıştay 10.Daire, 3.12. 1997, E.1996/2608, K.1997/5233, DD, Sayı:96, Yıl:1998, s.626.[24] Danıştay 10.Daire, 21.12,1998, E.1996/5207, K.1998/6855, DD, Sayı:100, Yıl:199, s.531.[25] Danıştay milletvekili sıfatını dava açma ehliyeti bakımından yeterli bulmamaktadır. Danıştay 10. Daire, 08.06.1995, E.1995/2009, K.1995/3001, Gözübüyük-Tan, s.349; Danıştay 10. Daire, 08.061995, E.1995/2008, K.1995/3000, Gözübüyük-Tan, s.349.[26] Danıştay 10.Da-ire, 13.10.1992, E.1990/4944, K.1992/3569 13.10.1992, http://hukuk.istanbul.edu.tr/idarehukuku/wp-con-tent/uploads/2014/11/yargı kısıntısı-22.10.2014.pdf (01.05.2017)[27] Danıştay 5.Daire, 3.6.2008, E. 2007/7369, K. 2008/3234[28] Danıştay 12. Daire, 25.02.1969, E.1968/70, K.1969/30, Danıştay 8.Daire, 25.12.1978, E. 1978/292, K.1978/7073, DD, Sayı:34-35, Yıl:1979[29]Ahmet Bağrıaçık, Danıştay Kararları Işığında İdari Yargıda Menfaat İhlali, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt:7 Sayı:2 Yıl 2016, s.55[30] Danıştay 6. Daire, 04.05.2011, E. 2009/6697, K. 2011/1132, DD, Sayı:129, Yıl:2012, s.376.[31] Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu, 22.01.2010, E. 2009/48, K. 2010/26, Oder Burak, “Kent ve ÇevreDavalarında Menfaat Koşuluna Farklı Bir Yaklaşım Denemesi”, Kent ve Çevre Davalarında Ehliyet ve Menfaat, Türkiye Barolar Birliği Kent ve Çevre Hukuku Komisyonunca Düzenlenen Sempozyum Kitabı, Ankara, 2014, s.123-124.[32] Danıştay 8.Daire, 08.10.2007, E.2007/4961, K. 2007/5105[33] DİDDGK, 26.5.2000, E. 1999/390, K. 2000/761 (Kazancı) Benzer yönde karar için bkz. Dan. 14. D, 24.10.2013, E. 2012/9094, K. 2013/7096 (Kazancı)[34] Danıştay 10.Daire, 27.09.2004, E.2004/5645, K.2004/6431, DBB, (01.05.2017).[35] DİDDGK, 04.02.2000, E.1999/1261, K.2000/168[36] Danıştay 10.Daire, 06.02.1999, E.1999/1261, K.2000/168[37] Danıştay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu (DİBGK),3.3.2006, E. 2005/1, K. 2006/1 (Kazancı)[38] Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 15/10/2015, E.2015/3346, K.2015/3526, DBB (01.05.2017).[39] DİDDGK, 08.03.1996, E.995/913, K.1996/143, DBB (01.05.2017); Danıştay 5.Daire, 16.09.2008, E.2008/597,K.2008/4476, DD, Sayı:108, Yıl:2004, s.179; Danıştay 5. Daire, 16.09.2008, E.2008/597, K.2008/4476[40] Danıştay 14.Daire, 21.09.2011, E.2011/13742, K.2011/796, DD, Sayı:128, 2011, s.382; DİDDGK, 22.10.2009,E.2006/4705, K. 2009/1863, Bağrıaçık, s.63; DİDDGK, 17.3.2005, E. 2005/80, K. 2005/96[41] Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 7.4.2005, E. 2003/417, K. 2005/234, DBB (28.06.2017); Benzer yönde…Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 07.10.2004, E. 2004/2163, K. 2004/788, DBB (28.06.2017); Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 26.2.1999, E. 1998/19, K. 1999/139
[42] İYUK 27/6: Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir; ancak, durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. Taraflar arasında teminata ilişkin olarak çıkan anlaşmazlıklar, yürütmenin durdurulması hakkında karar veren daire, mahkeme veya hâkim tarafından çözümlenir. İdareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz.

Yorum bırakın