Tüketici Hukukunda Ayıplı Mal

T.C. Anayasasının 172. maddesi ile devlete tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirleri almak, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik etmek görevi verilmiştir. Hem evrensel tüketici haklarının iç hukukta yasal düzenleme ile güvenceye alınması hem de Anayasa ile verilen görevin yerine getirilmesi amacı ile 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hazırlanmış ve 1. maddesinde öncelikle “tüketici” denilen kitlenin korunmasının amaçlandığı dile getirilmiştir. Tüketici, bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder (TKHK m.3/1-k). Kanun, mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar. TKHK, tüketicinin edindiği mal veya hizmet ayıplı olduğunda onu koruyacak hükümler içermektedir.

  1. Kimler tüketici sayılır?

Tüketici sıfatının tespiti, bir yandan TKHK’ da yer alan özel hükümlerden yararlanma, diğer yandan alıcı ve tacir sıfatından ayrılmak suretiyle, TBK ve TTK’ ya tabi olmama bakımından çok önemlidir. Bu bakımdan tüketici sıfatı, her somut olayda incelenmesi ve özellikle de çok ağır hükümlere tabi olma sonucunu doğuran tacir sıfatından ayrılması gereken bir kavramdır. Aksi halde, kanun koyucunun amacına aykırı olarak, TKHK’ da amaçlanan zayıfları koruma hedefi, TTK’ da yer alan ağır ve zorlayıcı hükümlerin uygulanması söz konusu olur, ki, bu durum hiç adil olmayan sonuçları doğurur.[1] Yargıtay, bir kararında “tüketici sayılabilecek kişinin mal veya hizmeti ticari faaliyeti dışında özel kullanım ya da tüketimi için talep etmesi gerektiğini, mal ya da hizmetin bizzat kendi kullanımı veya yararlanmasının talep edilmesinin “nihai yararlanmak” olarak anlaşılması gerektiğini” ifade etmiştir.[2]

TKHK m. 3 / 1-k’da belirtilen “bir mal veya hizmeti mesleki ya da ticari olmayan amaçlarla edinen” ifadesi tüketici sözleşmesi yapıldığı sırada alıcının amacı bakımından göz önüne alınması gereken bir kriterdir.[3] Bu unsur:

Gerçek kişiler açısından incelendiğinde: Her insan gerçek kişidir ve ticari veya mesleki amaç gütmediği açık veya örtülü olarak anlaşılan her gerçek kişi de tüketicidir. Bununla beraber, TTK m.19/1’e göre; “Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır.” Bu karine de göz önünde bulundurulduğunda kural, gerçek kişi tacirin tüketici olmadığıdır. Fakat gerçek kişi tacir işlemi yaptığı sırada bunun ticari işletmesi ile ilgili olmadığını açıkça bildirmişse veya somut olayın şartları işin ticari olmasına uygun değilse, artık bir ticari işten bahsedilemeyecektir. Zira, bu istisnai durumlardan herhangi birinin varlığı halinde, gerçek kişi tacirin, “ticari veya mesleki amaç olmaksızın hareket ettiği” göz önüne alınarak TKHK kapsamında gerçek kişi tüketici sayılacağı kuşkusuzdur. Nitekim, örneğin, bir gerçek kişi tacirin ticari işletmesinde kullanmak üzere bir bilgisayar satın alması halinde, bu işlem bir ticari iştir. Ancak, aynı gerçek kişi tacirin evinde kullanmak için bir bilgisayar edinmesi durumunda, bu işlemin şartları varsa bir tüketici sözleşmesi sayılması gerektiği aşikardır.[4] Bununla beraber, TTK m.19/2 açısından bakıldığında gerçek kişi tacirlerin bir sözleşme yaparken, bunun ticari işletmesi ile ilgili olmadığını belirtse bile, eğer bu sözleşme diğer taraf için ticari iş niteliğindeyse, bildirim yapan gerçek kişi tacir bakımından da ticari iş sayılacağı anlaşılmaktadır. Ancak, yine de bu durumun bildirim yapan gerçek kişi tacirin TKHK kapsamında tüketici sayılmasına engel olmayacağı da kabul edilmektedir.[5]  

Satıcı veya sağlayıcının esnaf ve sanatkâr olduğu uyuşmazlıklarda da karşı taraf tüketici ise TKHK kapsamında değerlendirilecektir.

Çiftçi açısından bakıldığında, örneğin bir çiftçinin evinde ekmek yapmak üzere aldığı buğday tüketim amaçlıdır. Aynı buğdayları ekim amacıyla satın almış ise zirai amaçlı olacaktır. Çiftçinin traktör alması durumunda ise çiftçi tüketici olarak adlandırılamayacaktır. Zira traktör özel olarak alınmamış, tarımsal faaliyette bulunmak ve gelir elde etmek için alınmıştır. Kanun açıkça ticari veya mesleki amaçlı olmayan demekle, zirai amaçlı olmanın tüketici sayılmaya engel olmadığını ifade etmiş gözükmekte ise de, ziraatın de mesleki veya ticari amaç­larla yapılıp yapılmadığına bakmak gerektiği kanaatindeyiz. Zira kanunda ticari ve mesleki amaçtan bahsedilmiş zirai amaçtan bahsedilmemiştir.[6]

Tüzel kişiler açısından incelendiğinde: Tüzel kişilerin tüketici sıfatı bakımından ise, konu ikiye ayrılarak açıklanmaktadır. Nitekim, manevi amaç güden tüzelkişilerin, özel veya kişisel amaçla hareket etmeleri şartıyla tüketici sayılacakları mutlak olarak kabul edilmektedir.

Bununla beraber ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar (TTK m.16/1). Bu kurum ve kuruluşlar tacir olduklarından ve TTK m.19/1 istisna hükmünü tüzel kişiler açısından düzenlemediğinden yaptıkları iş ticari iştir, tüketici değildirler. Kanunun sistematiği ve hakim görüş tüzelkişi tacirlerin hiçbir zaman adi sahalarının bulunmadığı ve dolayısıyla hiçbir şekilde tüketici sıfatına sahip olamayacakları şeklinde ise de TKHK yorumundan yola çıkarak olaya göre bazen örneğin bir ticaret şirketinin de tüketici sayılabileceği yönünde görüşler de mevcuttur. Nitekim emsal niteliğinde bir Yargıtay bir kararında, işletmesinin tüketim ihtiyacı kadar malı almak suretiyle nihai tüketimde bulunan bir tüzel kişi tacirin TKHK’nın kapsamı dışında olmadığı belirtilmiştir.[7] Mamafih, yüksek mahkemenin baskın görüşü ticaret şirketlerinin hiçbir şekilde tüketici sıfatına sahip olamayacağıdır. Örnek bir karar için bkz.[8]

Donatma iştiraki ve adi ortaklık tüzel kişi olmadığından tüketici olamaz.

  • Tüketici İşleminin Ayırt Ediciliği

Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade etmektedir (TKHK m.3/1-l). Bu noktada, sözleşmenin türü ve niteliği önem taşımamaktadır. Taraflardan bi­rinin tüketici, diğerinin satıcı veya sağlayıcı olduğu her türlü sözleşme tüketici işlemi olarak kabul edilmiştir. Buradan çıkarılabilecek bir sonuç da tüketicinin yapmış olduğu sözleş­menin diğer tarafında, ticari ve mesleki amaçla hareket eden bir gerçek veya tüzel kişinin bulunması gerektiğidir; aksi takdirde yapılan işlem tüketici işlemi sayılamaz.[9]

Bu noktada, hukuki işlemin adi iş sahasına mı, ticari iş sahasına mı yoksa TKHK kapsamında değerlendirilerek tüketici işlemi mi olduğu sorusunun yanıtlanması gerekir. Zira bu ayrıma varılması müteselsil sorumluluk, kefalet, faiz, kıymetli evrakın geçerliliği, görevli mahkeme vb. konuların açıklığa kavuşturulmasında da faydalı olacaktır.

Ticari iş/adi iş ayırımın temel önemi, adi işlerin başta TMK. ve TBK. olmak üzere genel hükümlere, ticari işlerin ise ticari hükümlere tabi olmasında görülür (TTK. 1). Fakat adi veya ticari işlemin bir tarafı tüketici ise ve TKHK’da özel düzenleme varsa, bu durumda özel hüküm olarak TKHK. uygulanacaktır. Gerçekten, bazı konulara ilişkin olarak bu üç kanunun en az ikisinde ve farklı yönde düzenlemeler bulunabilmektedir. Böyle olunca, somut olayda öncelikle, hangi kanunun uygulanacağının belirlenmesi gerekmektedir. Uygulanacak hükümlerin seçimi için de öncelikle işin niteliğinin saptanması zorunludur. TTK. ve TBK. önceki tarihli genel kanunlar oldukları, TKHK. ise, bu iki kanuna göre, daha sonra kabul edilmiş özel kanun niteliğinde olduğundan, öncelikle TKHK. hükümle­rinin uygulanması gerekir (TKHK. 2; 3/1-l ve 83/1).[10]

Mamafih, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Yasa, “Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemez (TKHK m.83/2).” Hükmünü içermektedir. Gerçekten de bir tarafın tüketici, diğer tarafın ticari veya mesleki amaçla hareket eden gerçek veya tüzel kişi olduğu karşılıklı borç yükleyen her türlü sözleşme ve hukuki işlem hakkında TKHK mevzuatı uygulanacaktır.

Haksız fiiller ise 6502 sayılı TKHK kapsamında değerlendirilmemekte, taraflarından birinin tüketici olduğu haksız fiiller tüketici işlemi olarak görülmemektedir.[11]

  • Ayıplı Mal Kavramı

Tanım:

Alışverişe konu olan; taşınır eşya, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallar ile elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri her türlü gayri maddi mallar, kanuna göre maldır (TKHK m.3/1-h).

Yasanın 8.maddesinde ise ayıplı malın tanımı yapılmıştır, buna göre: “(1) Ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır. (2) Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul edilir.”

Kanun koyucu, birinci fıkranın gerekçesinde; öncelikle ayıplı ifanın, sözleşmeye aykırı ifa olduğunu vurgulamış; dolayısıyla malın teslim edildiği anda sözleşmede kararlaştırılmış olan özellikleri taşımaması veya taraflarca kararlaştırılmış örnek veya modele uygun olmaması halinde, ayıplı bir ifanın var olacağı kabul edilmiştir. Bu açıdan sözleşme içeriğine hangi hususların dâhil olduğunun tespit edilmesi özel önem taşır. Tarafların mala ilişkin olarak üzerinde açıkça anlaşmış oldukları hususların sözleşme içeriği olacağı tartışmasızdır. Bunun yanı sıra, bir malın objektif olarak sahip olması gereken asgari özellikleri taşıması gerektiği de taraflar arasında zımnen kararlaştırılmış sayılır.

İkinci fıkrada yapılan düzenleme ile bir malın ayıplı olup olmadığının tespit edilmesi açısından birtakım kriterlere yer verilmiştir. Buna göre; özellikle ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilânlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar ayıplı olarak kabul edilecektir.

Bu düzenleme ile malın ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda veya reklam ve ilânlarında yer alan niteliklere sahip olacağının da taraflarca kararlaştırılmış olduğu kabul edilmiştir. Kamuya yapılmış olan bu tür bildirimlerden, satıcının ve tüketicinin haberdar olduğu ve bu bilgi ışığında sözleşmeyi kurdukları varsayılmaktadır. İşte malın, sözleşme ile belirlenmiş olan bu özelliklerinden herhangi birine sahip olmaması halinde ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı bir ifanın var olup olmadığı, malın tüketiciye teslim edildiği ana göre belirlenecektir.

Aynı maddenin 3.fıkrası: “Sözleşmeye konu olan malın, sözleşmede kararlaştırılan süre içinde teslim edilmemesi veya montajının satıcı tarafından veya onun sorumluluğu altında gerçekleştirildiği durumlarda gereği gibi monte edilmemesi sözleşmeye aykırı ifa olarak değerlendirilir. Malın montajının tüketici tarafından yapılmasının öngörüldüğü hâllerde, montaj talimatındaki yanlışlık veya eksiklik nedeniyle montaj hatalı yapılmışsa, sözleşmeye aykırı ifa söz konusu olur.” demek suretiyle, ayıp kavramı kapsamına dâhil edilen, malın gereği gibi monte edilmemesi hallerini düzenlemiştir. Her ne kadar ayıbın varlığı malın teslim edildiği ana göre belirleniyorsa da malın henüz monte edilmeden teslim edildiği, ancak montajının satıcı veya onun sorumluluğunda başkaları tarafından gerçekleştirildiği hallerde teslim sonrasında, montaj aşamasında ortaya çıkan sorunlar da ayıp kavramı içinde değerlendirilmiştir. Aynı şekilde, montajın tüketici tarafından yapılmasının kararlaştırılmış olduğu hallerde, yanlış montajın, satıcı tarafından sunulan montaj talimatnamesindeki yanlışlık veya eksikliğe dayanması durumunda oluşacak bu ayıp malın ayıbı olarak değerlendirilir ve teslimden sonra ortaya çıkmış olsa bile ayıp hükümlerine tabi olur.

Ayrıca tüketicilerin sıklıkla karşılaştıkları bir sorun olan sözleşmeye konu olan malın, sözleşmede kararlaştırılan süre içerisinde teslim edilmemesi durumunda da sözleşmeye aykırı ifa söz konusu olur. Bu durumda da tüketici ayıplı mala ilişkin hükümlerden yararlanacaktır.

Ayıp Türleri:

Açık Ayıp: Satılan malda gözle görülebilen ayıplardır. (Örneğin sipariş ettiğiniz vazo kırık çıktı.)

Gizli Ayıp: Gözle görülemeyen ve malın kullanılması ile ortaya çıkan ayıptır. (Örneğin otomobilin elektronik aksamının arızalı olması.)

Hukuki Ayıp: Malda açık ve gizli ayıp hususunda bir eksiklik olmamasına rağmen hukuki nedenlerle maldan yararlanma kısmen veya tamamen engelleniyorsa hukuki ayıp söz konusudur. (Örneğin satın alınan malın hacizli olması.)

Ekonomik Ayıp: Tüketicinin maldan yararlanma imkanını azaltan, malın ekonomik değerini düşüren ayıptır. (Örneğin; çamaşır makinesinin en az 3 yıl arıza yapmadan çalışacağı belirtilmesine rağmen 1 yıl içinde bozulması ve kullanılamaz hale gelmesi.)

Malın Ayıplı Olduğunun Kabul Edilmesi Koşulları[12]

1- Malda ayıp sayılan bir eksikliğin olması gerekir. Bu eksiklik maddi, gizli, ekonomik ya da hukuki olabilir.

2- Ayıp önemli olmalıdır. Örneğin satılan bir otomobilde dışarıdan görülemeyen ve aracın kullanımını etkilemeyen bir çizik varsa bu çizik önemli bir ayıp olarak nitelendirilemez. Maldaki ayıbın önemli olup olmadığını belirlemede objektif ölçüler dikkate alınır. Malda bulunan eksikliğin malın değerini ya da malı kullanım olanağını azaltıp azaltmadığına bakılmalıdır.

3- Ayıp, malın tüketiciye geçtiği anda var olmalıdır. Ayıp kural olarak sözleşmenin kurulduğu anda var olmalıdır. Yargıtay, maldaki ayıbın imalat hatasından olup olmadığının özellikle araştırılması gerektiğini, böylelikle kullanıcı hatasıyla oluşan kusurların ve normal kullanmadan meydana gelen aşınmanın ayrılabileceği görüşündedir.

4- Tüketici malın ayıplı olduğunu bilmeden satın almış olmalıdır. Ayıplı malların da satışı mümkündür. Ancak; satışa sunulacak ayıplı mal üzerine ya da ambalajına, imalatçı veya satıcı tarafından tüketicinin kolaylıkla okuyabileceği şekilde “özürlüdür” ibaresini içeren bir etiket konulması zorunludur. Yalnızca ayıplı mal satılan veya bir kat ya da reyon gibi bir bölümü sürekli olarak ayıplı mal satışına, tüketicinin bilebileceği şekilde tahsis edilmiş yerlerde bu etiketin konulma zorunluluğu yoktur. Malın ayıplı olduğu hususu, tüketiciye verilen fatura, fiş veya satış belgesi üzerinde gösterilmelidir. Ayıplı olduğu bilinerek satın alınan mallar hakkında Kanunun sorumluluk ve seçimlik haklara ilişkin hükümleri uygulanmaz. Ancak ayıplı olarak satın alınan bir mal tüketiciye bir zarar vermiş ise, bu zararın tazminin talep edilmesi mümkündür.

  • Malın Ayıplı Olması Halinde Tüketicinin Hakları ve Sorumluluk

Satıcı, malı satış sözleşmesine uygun olarak tüketiciye teslim etmekle yükümlüdür (TKHK m.9/1).

Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici;

  • Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,
  • Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme,
  • Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme,
  • İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme,

seçimlik haklarından birini kullanabilir (TKHK m.11/1). Seçimlik haklarını kullanmak isteyen tüketici buna ilişkin talebini; satıcıya, malı satan kişi bayi ya da acente ise bu halde talebini satıcı durumundaki bayi ve acenteye yöneltmelidir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.

Tüketicinin seçimlik hakkını kullanması için dava açmasına gerek olmadığı gibi, tüketici ile muhatap arasında bir anlaşma yapılmasına da gerek yoktur.[13] Böyle bir durumda muhatabın tüketicinin seçmiş olduğu seçimlik hakkın gereklerini yerine getirmemesi durumunda, tüketicinin açacağı dava sonunda verilecek karar inşaî nitelikte değil, tespit niteliğinde olacaktır.[14] Yani mahkeme, tüketicinin yenilik doğuran hakkını kanunun öngördüğü koşullara ve sınırlamalara uygun olup olmadığına bakacaktır. Eğer uygunsa davayı kabul edecek, değilse, ret edecektir. Ancak her hâlükârda tek taraflı irade beyanıyla kullanılan yenilik doğuran hakların zamanaşımını kesebilmesi için -zamanaşımını kesen başkaca bir sebep yoksa- tüketicinin dava açması gerekecektir.

Sözleşmeden Dönme

Sözleşmeden dönme, tüketicinin tek taraflı irade beyanıyla yapılan sözleşmeyi geçmişe etkili olarak sona erdirmesine yönelik bozucu yenici doğuran bir haktır.

Tüketici, mal ayıplı çıktığında sözleşmeden dönmek suretiyle ayıplı malı iade ederek, ödediği bedelin iadesini talep edebilir. Tek taraflı irade beyanı olması sebebiyle satıcının-satıcı konumunda bulunanın kabul beyanına gerek yoktur. İrade, beyan edilmek suretiyle geçmişe etkili olarak hüküm ve sonuç doğurur. Tüketicinin, TMK m.2 uyarınca iyiniyet ve dürüstlük kurallarına uygun davranması gerekir.  İstemin, hak ve menfaatler açısından değerlendirilerek aşırı bir dengesizliğe neden olmaması gerekir. Yargıtay kararlarında tüketicinin kullandığı seçimlik hakkın, menfaatler dengesine aykırı olup olmadığı, ölçülü olup olmadığı değerlendirilmektedir.

Satış Bedelinden Ayıp Oranında İndirim İsteme[15]

Tüketiciler tarafından çok tercih edilmemekle birlikte ‘Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme hakkı da seçimlik haklardan birisidir. Hakem Heyetlerince bu konudaki taleplere nasıl karşılık verileceği pek bilinmediğinde çoğunlukla tüketiciler diğer seçimlik haklara yönlendirilmektedir.

Tüketici özgür iradesi ile ayıp oranında bedel indirimini kendisi seçer, ancak indirim miktarını yani tüketiciye ödenmesi gereken tutarı başvurulan yargı organı (heyet ya da mahkeme) tespit eder.

Tespit ile ilgili hesabın temel mantığı şuna dayanır: Malın satın alındığı tarihteki normal fiyatı ile ayıplı fiyatı arasındaki makasın bugünkü karşılığının bulunmasıdır.

Ücretsiz Onarım veya Malın Ayıpsız Misli İle Değiştirilmesi

Tüketici; ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi haklarını üretici veya ithalatçıya karşı da kullanabilir. Seçimlik hakların yerine getirilmesi konusunda satıcı, üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur (TKHK m.11/2). Düzenleme ile tüketicinin dört seçimlik hakkından dolayı öncelikli sorumluluk satıcıya verilmiş olmakla birlikte, “ücretsiz onarım” ve “malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi” taleplerini üretici veya ithalatçıya karşı da yöneltmesi imkânı tanınmıştır.

Satıcı, sattığı malın ayıplı olduğunu bilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. Ancak, üreticinin veya ithalatçının malın kendisi tarafından piyasaya sürülmesinden sonra ayıbın oluştuğunu ispat edebildiği hallerde sorumluluğu söz konusu olmayacaktır.

Sözleşmeye aykırılıktan, sözleşme tarafı olarak öncelikle satıcının sorumlu olması esastır. Ancak, tüketici satıcının ortadan kaybolduğu durumlar da dâhil olmak üzere, ayıpsız misli ile değiştirme veya ücretsiz onarım haklarını üreticiye veya ithalatçıya karşı da kullanabilir. Üretici veya ithalatçı ile tüketici arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmamaktadır. Tüketici, üreticiye veya ithalatçıya karşı bir ödeme yapmadığı için sözleşmeden dönme hakkını kullanarak, satıcıya ödemiş olduğu parayı üretici veya ithalatçıdan geri alması veya bedel indirimi hakkını kullanması mümkün değildir. Tüketici bu haklarını ancak satıcıya karşı kullanabilir. Buna karşılık ücretsiz onarım ve ayıpsız misli ile değiştirmenin üreticiden veya ithalatçıdan istenmesi anlamlıdır. Zira elinde yeni mal bulunan veya o malı gereği gibi onaracak olan üretici veya ithalatçıdır. Dolayısıyla bu hallerde, sözleşmelerin nisbiliği ilkesini aşarak tüketicinin doğrudan üreticiye veya ithalatçıya gidebilmesi kabul edilmiştir.

Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması hâlinde tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim haklarından birini kullanabilir. Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır (TKHK m.11/3).  Her ne kadar tüketici seçimlik haklarından birini kullanmakta serbestse de özellikle ücretsiz onarım ve ayıpsız misli ile değiştirme haklarının kullanılması bazı hallerde satıcıyı zor durumda bırakabilir. Buna göre onarım ve ayıpsız misli ile değiştirme imkânsız ise bu taleplerin ileri sürülmesi mümkün olmayacaktır. İmkânsız olmasa bile, ücretsiz onarım ve ayıpsız misli ile değiştirme satıcı açısından orantısız güçlükleri beraberinde getirecek ise tüketici yine bu haklarını kullanamaz.

İmkânsızlığın tespiti kolaydır. Örneğin malın misliyle değiştirilmesi hakkının kullanılması durumunda istenen malın ayıpsız mislini tedarik etmek mümkün değilse bu hak istenemez. Tamir edilmesi objektif açıdan imkânsız olan bir mal için de bu talep kabul edilemez. Buna karşılık satıcı için “orantısız güçlükleri” beraberinde getirecek olmanın ne anlama geldiğini tayin etmek daha zordur. Bu konuda 1999/44 sayılı AB Yönergesi Kanuna da aynen aktarılmış olan üç kriter belirtmiştir. Bunlar; malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun doğurup doğurmayacağı gibi unsurlardır. Örneğin malın tamir edilmesi, ayıpsız mislinin verilmesi ile mukayese edildiğinde çok daha masraflı olacaksa tüketicinin tamirde ısrarcı olması kabul edilmeyecektir. Satın alınan bir vidanın dişlerinde bozukluk varsa vidanın tamiri yerine ayıpsız misli ile değiştirilmesi daha uygundur. Buna karşılık satın alınan bir çamaşır makinesinin bir vidasının bozulması halinde, başka bir çamaşır makinesi talep edilmesi orantısızlık savunması ile karşılaşır. Bu hallerde vidanın değiştirilmesi uygun olan çözümdür.

Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi haklarından birinin seçilmesi durumunda bu talebin satıcıya, üreticiye veya ithalatçıya yöneltilmesinden itibaren azami otuz iş günü, konut ve tatil amaçlı taşınmazlarda ise altmış iş günü içinde yerine getirilmesi zorunludur. Ancak, “Satış sonrası hizmetler yönetmeliğinin” ekli listesinde[16] yer alan mallara ilişkin, tüketicinin ücretsiz onarım talebi, yönetmelikte belirlenen azami tamir süresi içinde yerine getirilir. Aksi hâlde tüketici diğer seçimlik haklarını kullanmakta serbesttir (TKHK m.11/4).  Buna göre, listedeki mallar ayıplı çıktığında öngörülen azami tamir süreleri içerisinde tamir edilemezse tüketici, ayıpsız misli ile değiştirme, bedel indirimi veya sözleşmeden dönme haklarından birini kullanabilecektir.

Ayrıca belirtmek gerekirse, tüketici yukarıda belirtilen seçimlik haklarından onarım hakkını kullanmışsa, malın garanti süresi içinde tekrar arızalanması veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hâllerinde diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı tüketicinin talebini reddedemez. Bu talebin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur (TKHK m.56/3).

Tüketicinin sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim hakkını seçtiği durumlarda, ödemiş olduğu bedelin tümü veya bedelden yapılan indirim tutarı derhâl tüketiciye iade edilir (TKHK m.11/5).

Tüm bu seçimlere dayalı olasılıklar ve senaryolar yanında, ayıplı malın ölüm ve/veya yaralanmaya yol açması ve/veya kullanımdaki diğer mallarda zarara neden olması hallerinde, tüketici seçimlik haklarının yanı sıra, muhatabından Türk Borçlar Kanunu uyarınca tazminat istemek hakkına da sahiptir. Bu durumda ayıplı malın neden olduğu zarardan dolayı birden fazla kimse sorumlu olduğu takdirde bunlar müteselsilen sorumludurlar.[17] Ancak bunun için, sözleşmeye aykırılık nedeniyle ortaya çıkan zararın ispat edilmesi gerekir.

Seçimlik Hakların Kullanılması ve Usul Hukuku

Ayıplı maldan dolayı mağdur olan ve kanunun 11.maddesindeki seçimlik haklarını kullanmak isteyen tüketici bu seçimlik haklar arasında aslilik fer’ilik ilişkisi kurmak suretiyle davasını terditli olarak açabilecektir. Yargıtay kararlarında da tüketicinin davayı terditli olarak açabileceği görüşü hakimdir.

Bununla beraber, davacı tüketici kullandığı seçimlik hakkını ıslah ederek değiştiremez. “Hakkında Kanunun 4 ve 4/A maddelerinde ayıplı mal ve ayıplı hizmetle ilgili tüketicinin seçimlik hakları sayılmıştır. Bu haklar kullanımla biten inşaî haklardan olup, davacının onarım olarak kullandığı seçimlik hakkını ıslah ile değiştirmesi mümkün değildir. (Yargıtay 13. HD., E. 2008/1735, K. 2008/7867, T. 5.6.2008).”

Satıcının Sorumluluktan Kurtulması

Satıcı, kendisinden kaynaklanmayan reklam yoluyla yapılan açıklamalardan haberdar olmadığını ve haberdar olmasının da kendisinden beklenemeyeceğini veya yapılan açıklamanın içeriğinin satış sözleşmesinin akdi anında düzeltilmiş olduğunu veya satış sözleşmesi kurulma kararının bu açıklama ile nedensellik bağı içinde olmadığını ispatladığı takdirde açıklamanın içeriği ile bağlı olmaz (TKHK m.9/2). Reklam veya ilân yoluyla yapılan açıklamalara aykırı mal teslim edilmesi halinde bir ayıbın varlığının kabul edilmesinin nedeni, bu açıklamalarda yer alan taahhütlerin taraflarca bilindiği ve dolayısıyla bunların sözleşme içeriği olduğudur. Ancak nadiren de olsa, satıcının, mala ilişkin olarak örneğin üretici tarafından yapılan reklamlardan fiilen haberdar olmaması ve haberdar olmasının da kendisinden beklenemeyecek olması ihtimali vardır. İşte bu hallerde satıcının ilgili taahhütlerle bağlı tutulması uygun olmayacaktır. Kuşkusuz bu durumda ispat yükü satıcıdadır.

Satıcının reklam ve ilânlarda vaat edilenlerden sorumlu tutulmaktan kurtulmak için başvurabileceği ikinci yöntem, gerçeği yansıtmayan reklam veya ilânın, satım sözleşmesinin kurulması anına kadar düzeltildiğini ispat etmesidir. Bu hallerde sözleşme içeriği zaten yeni reklama göre belirlenir. Son olarak satıcı, ilgili reklam ve ilâna rağmen, tüketicinin bunlardan etkilenmediğini, yani buradaki taahhütlere bağlı olarak sözleşme kurma iradesinin oluşmadığını da ispat edebilir. Örneğin ilgili reklamın hiç ulaşmadığı bir bölgede kurulan bir satım sözleşmesi açısından bu imkân mevcuttur. Bu hallerde yine reklamdaki taahhüdün sözleşme içeriği olmadığı kabul edilebilir.

  • Tüketicinin Başvuracağı Yol

Başvurulacak Hukuki Yolun Tespiti

Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; 2020 yılı itibariyle değeri 6920 Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, 10.390 Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise 6920 Türk Lirası ile 10.390 Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz (TKHK m.68/1).

Düzenlemeye göre değeri 6920 TL’nin altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunluluğu getirilmiştir. Büyükşehir statüsünde bulunan illerde il tüketici hakem heyetleri 6920 TL’nin altındaki ve 10.390 TL’nin üstündeki uyuşmazlıklara bakmayacaktır. Buralarda ikamet eden tüketicilerin, 6920 TL’nin altındaki uyuşmazlıklarda ilçe Tüketici Hakem Heyetlerine, 10.390 TL’nin üzerindeki uyuşmazlıklarda ise Tüketici Mahkemelerine gitmesi gerekecektir.

Büyükşehir statüsünde olan illerdeki ilçe THH’leri ile büyükşehir statüsünde olmayan illerdeki il ve ilçe THH’leri de 6920 TL’nin üstündeki uyuşmazlıklara bakamayacaklardır. Bu tür uyuşmazlıklar için Tüketici Mahkemesine müracaat edilmesi gerekecektir.

Görevli tüketici hakem heyetinin tespitinde başvuru tarihindeki parasal sınırlar dikkate alınır. Başvurunun, tek bir uyuşmazlıkla ilgili olması ve uyuşmazlık konusunun bu maddede belirtilen parasal sınırları aşması halinde, sınırları aşan kısımdan feragat edilerek tüketici hakem heyetine başvuru yapılabilir. Parasal sınırları aşan kısım için tekrar tüketici hakem heyetine başvuru yapılamaz (Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği m.6/2,3).

Başvurular, tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu veya tüketici işleminin yapıldığı yerdeki tüketici hakem heyetine yapılabilir. Başvuru yapılabilecek ilçede tüketici hakem heyetinin kurulmamış olması halinde tüketiciler o ilçe kaymakamlığına başvuru yapabilir. Yapılan bu başvurular, kaymakamlıklarca gereği yapılmak üzere Bakanlıkça belirlenen yetkili tüketici hakem heyetine intikal ettirilir.

Tüketici aynı uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak birden çok tüketici hakem heyetine başvuramaz. Aksi takdirde diğer taraf lehine derdestlik itirazında bulunma hakkı doğar (Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği m.11/2).  Tüketicinin aynı uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak aynı tüketici hakem heyetine birden fazla başvuru yapması durumunda da aynı hüküm uygulanır.

Önemle belirtmek gerekir ki tüketiciler; şahsen veya avukat aracılığıyla; elden, posta yoluyla veya elektronik ortamda e-Devlet kapısı üzerinden Tüketici Bilgi Sistemi (TÜBİS) (https://tuketicisikayeti.gtb.gov.tr) ile tüketici hakem heyetlerine başvuru yapabilirler. Bu itibarla, tüketici hakem heyetlerine sözlü başvuru yapılamamaktadır.

Kabul Zorunluluğu ve Karar

Tüketici hakem heyetleri kendilerine yapılan başvuruları gereğini yapmak üzere kabul etmek zorundadır (TKHK m.68/2). Görev ve yetki alanı dışında kalan başvuruları, tüketicinin başvuru yapabileceği yerleri de belirterek başvuru sahibine iade eder (Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği m.6/5).

Tüketici hakem heyeti, uyuşmazlık ile ilgili karar verirken tarafların talebiyle bağlıdır. Ancak başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda, başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi ve inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi halinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebilir. Verilen kararın her hâlükârda yukarıda belirtilen parasal sınırlar dâhilinde olması gerekir.

Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlık için ayrı ayrı başvuru yapılması durumunda, uyuşmazlığın değerleri toplamı tüketici hakem heyetinin görev sınırı içinde kalmak şartıyla, tek bir başvuruda birleştirilerek karar verilebilir. Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlığın değerleri toplamının görev sınırını aşması durumunda uyuşmazlıklar hakkında ayrı ayrı karar verilir.

Tüketici hakem heyeti kararı yalnızca verildiği uyuşmazlık için hüküm ifade eder (Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği m.22/6).

Başvuruya konu uyuşmazlığın, tüketici hakem heyeti tarafından karar verilene kadar çözümlenmesi ve bu durumun ispatına yönelik bilgi veya belgelerin tüketici hakem heyetine iletilmesi durumunda, tüketici hakem heyeti uyuşmazlığın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verir.

Karar ve tebliğ süresi

Tüketici hakem heyetine yapılan başvurular, başvuru tarih ve sırasına göre en geç altı ay içinde görüşülür ve karara bağlanır. Yapılan başvurunun niteliği, başvuru konusu, mal veya hizmetin özelliği gibi hususlar dikkate alınarak, karar süresi en fazla altı ay daha uzatılabilir. Burada takdir, uyuşmazlığı inceleyecek olan hakem heyetindedir.

Türkiye’de ikametgâhı bulunan tarafların ivedi inceleme talebinde bulunması veya Türkiye’de ikametgahı bulunmayan yabancıların uyuşmazlıklarında heyet başkanı tarafından uygun görülmesi halinde başvuru, tüketici hakem heyetince öncelikle gündeme alınarak sonuçlandırılır.

Tüketici hakem heyeti kararı, alındığı tarihten itibaren on iş günü içinde taraflara yazılı olarak ve 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Tarafların temsilinin avukatla yapılması halinde tebligat avukata yapılır. Kararların taraflara taahhütlü mektupla gönderilmesi esastır. Gecikmesi halinde zarar doğabilecek işlerde, gerekçe belirtilmek suretiyle, memur vasıtasıyla tebligat yaptırılabilir.

Tüketici hakem heyetlerinin kararları tarafları bağlayıcı niteliktedir. Söz konusu kararlar yerine getirilmezse, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu kapsamında ilamların icrası hükümlerine göre kararın uygulanmasına yönelik işlemler için ilgili icra dairesine başvurulabilir.

Karara İtiraz

Taraflar, tüketici hakem heyetinin kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki Tüketici Mahkemesine itiraz edebilir. Tüketici Mahkemesinin olmadığı yerlerde uyuşmazlığa Asliye Hukuk Mahkemesi, Tüketici Mahkemesi sıfatıyla bakar. İtiraz, tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmaz. Ancak talep edilmesi şartıyla hâkim, tüketici hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir.

Tüketici hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine Tüketici Mahkemesinin vereceği karar kesindir (TKHK m.70/5). Uyuşmazlık, istinaf ve dolayısıyla temyiz yoluna götürülemez.

Doğrudan Tüketici Mahkemesi’nde dava açmak

Yukarıda bahsedildiği üzere değeri itibariyle dava şartı olarak hakem heyetine başvurma sınırının üzerinde bulunan uyuşmazlık doğrudan özel mahkeme olan Tüketici Mahkemesinde dava yoluyla görülecektir. 

Tüketici Mahkemelerinde tüketicilerin ortak çıkarlarının korunması amacıyla dava açma ehliyetine sahip taraflar tüketiciler, tüketici örgütleri, ilgili piyasayı düzenleyen kamu kurum ve kuruluşları ile Bakanlık olarak belirlenmiştir. Kendilerine dava hakkı verilenler, haksız ticari uygulamalar ile ticari reklam ve ilânlara ilişkin hükümler dışında, münferit tüketici sorunu olmayan ve genel olarak tüketicileri ilgilendiren hallerde dava açabileceklerdir. Örneğin tehlikeli malların piyasadan çekilmesi gibi talepler bu türden genel nitelikli taleplerdir. Dava hakkı sahiplerinin talepleri, bu Kanuna aykırı bir durumun doğma tehlikesi olan hallerde bunun önlenmesine veya durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararı alınması veya hukuka aykırı durumun tespiti, önlenmesi veya durdurulmasına karar verilmesi yönünde olacaktır. Tüketici Mahkemelerinde; Bakanlık, tüketiciler ve tüketici örgütleri tarafından açılacak davalar harçtan muaftır. Üretici, satıcı, sağlayıcı, ithal eden vb. açacağı davalar ise harçtan muaf olmayacaktır.

Tüketici Mahkemelerinde uyuşmazlık basit yargılama usulü ile görülür. Davacı, dava dilekçesi; davalı ise 2 hafta içerisinde cevap dilekçesi sunar (HMK m.316-322).

Tüketici davaları, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yer mahkemesinde açılabileceği gibi tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesinde de açılabilir. Yine bahsetmek gerekirse, Tüketici Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi “Tüketici Mahkemesi sıfatıyla” tahkikatı yürütecektir.

Eklemek gerekirse, TKHK’nun 74. Maddesi “Satışa sunulan bir seri malın ayıplı olduğunun tespiti, üretiminin veya satışının durdurulması, ayıbın ortadan kaldırılması ve satış amacıyla elinde bulunduranlardan toplatılması için Bakanlık, tüketiciler veya tüketici örgütleri dava açabilir.” demek suretiyle seri mallar hakkındaki ayıp iddiasının doğrudan dava yoluyla Tüketici Mahkemesi’ne götürüleceğini belirtmektedir.

Dava konusu uyuşmazlığın ihtiva ettiği değer itibariyle istinaf ve temyiz kanun yoluna başvurabilmek için kanunda aranan miktar ve değerlerin altında olmayan Tüketici Mahkemesi kararlarına karşı üst yargı merciine başvuru yapılabilir. (HMK 341/1,2), (HMK 362/1-a).

İspat Yükü

Teslim tarihinden itibaren altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim tarihinde var olduğu kabul edilir. Bu durumda malın ayıplı olmadığının ispatı satıcıya aittir. Bu karine, malın veya ayıbın niteliği ile bağdaşmıyor ise uygulanmaz (TKHK m.10/1).

Buna göre teslimden itibaren altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların teslim anında var olduğu kabul edilir. Sözleşmeye aykırı bir malın ifa edilip edilmediği teslim anına göre saptandığından, tüketicinin ayıptan doğan haklarını kullanabilmesi, ayıbın o anda var olduğunu, malın açık veya gizli bir ayıbı o anda taşıdığını ispat etmesine bağlıdır. Fakat özellikle malın bu ayıp nedeniyle telef olduğu hallerde, ispatın getirilmesi güçtür. Dolayısıyla Kanun, ilk altı ay için ispat yüküne yer değiştirtmiştir.

4077 sayılı eskiTKHK’da mevcut olan ayıplı malda tüketicinin seçimlik haklarından faydalanabilmesi için ayıbı belirli bir süre içinde ihbar etmesi yükümlülüğü kaldırılmıştır.

Nitekim tüketicinin seçimlik haklarından birini kullandığı yönünde satıcıya her halükarda bildirimde bulunması gereğinin olması, bunun öncesinde ayrıca bir de ayıbı ihbar etmesi zorunluluğunu anlamsız kılmaktadır. Özellikle ayıbın hangi anda tespit edildiği genelde tartışmalı olacağından, bu tespit anından itibaren işleyecek bir ayıbı ihbar süresinin de ne zaman sona erdiği uygulamada sorun oluşturmaktadır. Tüketici iki yıllık zamanaşımı süresi içinde ayıbı tespit ettiği sürece seçimlik haklarını da kullanabilecektir. Ayıbın çok erken bir safhada tespit edilmiş olmasına rağmen tüketicinin uzun bir süre seçimlik haklarını kullanmamış olması, duruma göre Türk Medenî Kanununun 2’nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde bir hakkın kötüye kullanılması itirazı ile karşılaşabilecektir.

Bir malın altı ay boyunca sorunsuz çalışması, hayatın olağan akışına uygun olarak kabul edilmiş ve bu süre içinde mal yine de bozulmuşsa, kaynağında yani teslim anında var olan bir ayıbın yattığı sonucuna varılmıştır. Kuşkusuz satıcının bunun aksini ispat etmesi imkânı her zaman vardır. Örneğin, koltuk takımlarında sigara yanıkları gibi, ayıbın, tüketicinin kullanım hatasına dayanmasının çok daha muhtemel olduğu hallerde de satıcının ispat yükü altında olması doğru olmaz. Bu açıdan hâkimin, ayıbın ve malın niteliğini takdir ederek, ayıbın teslim anında var olduğu konusundaki ispat yükünün yine tüketicide olduğuna karar vermesi mümkündür.

Tüketicinin, sözleşmenin kurulduğu tarihte ayıptan haberdar olduğu veya haberdar olmasının kendisinden beklendiği hâllerde, sözleşmeye aykırılık söz konusu olmaz. Bunların dışındaki ayıplara karşı tüketicinin seçimlik hakları saklıdır (TKHK m.10/2).

Tüketicinin sadece haberdar olduğu ayıplar değil, haberdar olmamasının mümkün olmadığı ayıplar da sözleşmeye aykırılık oluşturmaz. Ancak, tüketicinin haberdar olmadığı ayıplar için bu maddede yer alan hakları saklıdır. Örneğin üzerinde çizik olduğu bilinerek ve etiketinde de açıkça belirtilerek satışa sunulan bir buzdolabının motorunun arızalanması durumunda, söz konusu arıza için tüketicinin dört seçimlik haktan faydalanma imkânı vardır. Ayrıca, ikinci el satımlarda veya defolu malların satımında da bu tür durumlar ile karşılaşılabilir. Bu hallerde zaten tarafların, malın sahip olması gereken özelliklere ilişkin olarak farklı bir sözleşmesel düzenleme yaptıkları kabul edilecek, dolayısıyla da malın ayıplı olduğundan bahsedilemeyecektir. İkinci el bir arabanın yeni bir araba ile aynı özelliklere sahip olamayacağı açıktır.

Sözleşmenin kurulması aşamasında son derece aşikâr olan ve herhangi bir muayene yapmadan hemen göze batan bir ayıbın varlığı halinde, daha sonra bundan haberdar olunmadığı ileri sürülemeyecektir. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta, tüketicinin haberdar olduğu ayıplardan farklı bir ayıbın daha sonra ortaya çıkmış olması halinde, satıcı, üretici ve ithalatçının bunlara ilişkin sorumluluklarının her halükarda var olacağıdır. Örneğin satın alınan ikinci el arabanın lastiklerinin aşınmış olduğu tüketicinin bilmesi gereken bir olgudur, dolayısıyla daha sonra bu konuda bir ayıp iddiasında bulunamaz. Buna karşılık arabanın hava yastığının açılmaması, fren sistemi, motor, vites kutusu arızaları gibi arızalar arabanın ikinci el olması ile alakalı bir sorun değildir. Bu hallerde yine bir ayıbın varlığı kabul edilecektir. İkinci el bir arabanın objektif olarak sahip olması gereken bütün özellikleri taşıması gerektiği açıktır.

Zamanaşımı

Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda taşınmazın teslim tarihinden itibaren beş yıldır (TKHK m.12/1).

TKHK m. 12 nisbî emredici niteliktedir. Böyle olunca kanunun öngördüğü zamanaşımı süreleri tüketici aleyhine kısaltılamamakta, ancak sözleşmeyle tüketici lehine uzatılabilmektedir.

Satıcı sözleşme ile daha uzun bir süre sorumlu olmayı üstlenmemişse, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda beş yıldır ve taşınmazın teslimi anından itibaren işlemeye başlar.

Eğer taraflar zamanaşımını sözleşmeyle kısaltmışlarsa, bu sözleşme kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi olacak, tarafların belirlediği sürenin yerini yasal tekeffül zamanaşımı süresi alacaktır. Kanun koyucu zamanaşımının yalnızca ikinci el satışlarda iki yıldan bir yıla, konut ve tatil amaçlı taşınmazlarda beş yıldan üç yıla indirilebileceğini kabul etmektedir (TKHK m. 12/2).[18]

Tüketicinin Lehine Olan Zamanaşımı Süresinin Uygulanması[19]

Ayıptan doğan seçimlik hakların kullanımına ilişkin zamanaşımı süreleri TKHK dışında farklı kanunlarda da belirlenmiş olabilir. Farklı kanunlardaki zamanaşımı süreleri TKHK’da belirlenen zamanaşımı sürelerinden kısa olabileceği gibi, uzun da olabilir. İşte böyle bir durumda tüketici lehine olan kanundaki uzun zamanaşımı süresi uygulanmalıdır. Başka kanunlarda daha kısa bir zamanaşımı süresi öngörülmüş ise, tüketici işlemleri bakımından TKHK’daki süre daha uzun ise, TKHK’daki uzun süre uygulanacaktır.

TKHK dışındaki bir kanundaki zamanaşımı süresinin uygulanması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını (TKHK m. 83/2) ve dolayısıyla bunun sonucu olarak 6502 sayılı Kanunda öngörüldüğü şekilde ve onun sınırlamalarına tabi olarak tüketicinin seçimlik haklarını kullanmasını engellemeyecektir. Başka bir deyişle, başka bir kanundaki zamanaşımı süresi uygulansa bile, o kanundaki ayıptan sorumluluğa ilişkin diğer hüküm ve sınırlamalardan önce, TKHK’daki hükümler uygulanacaktır. Örneğin, ilk altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların malin teslim edildiği veya hizmetin ifa edildiği anda var olduğu kabul edilecek ve ispat yükü satıcı veya sağlayıcıda olacaktır (TKHK m. 10/I). Keza görev ve yetkiye ilişkin konularda da bu işlem TKHK’ ya tabi olacaktır (TKHK m. 83/II). Başka bir deyişle, başka kanunlardaki lehe olan zamanaşımı uygulanacak, ancak uyuşmazlık TKHK dışındaki kanun hükümlerine göre değil, tüketiciye daha etkin koruma sağlayan TKHK hükümlerine göre çözülecektir. Ancak TKHK m. 83 atfıyla TKHK’da hüküm bulunmayan hallerde yine genel hükümler uygulanacaktır.

Zamanaşımının Başlangıcı

Ayıplı mal tesliminde ayıp daha sonra ortaya çıksa bile zamanaşımı süresi malın teslimi ve hizmetin ifasından itibaren başlayacaktır. Zamanaşımı tüketicinin maldaki ayıbı öğrendiği andan itibaren başlamaz. Zamanaşımının başlaması için tüketicinin malın ayıplı olduğunu veya hizmetin ayıplı ifa edildiğini bilmesi de gerekmez. Hatta öyle ki, tüketici ayıbı hiç öğrenemeden de zamanaşımı sona erebilir.[20]

Burada teslimden anlaşılması gereken, sözleşmeyi ifa etmek iradesiyle malın tüketicinin tasarrufu altına konulduğu bütün durumlardır.[21] O halde teslim için alıcının satılanın niteliklerini gözden geçirebilecek şekilde satılan üzerinde fiilî yetki kazanmış olması gerekir.[22] Taşınırlar bakımından bu süre, malın tüketicinin fiilî hakimiyet alanına sokulmasıyla başlar. Tüketicinin malı teslim almada temerrüde düşmesi ve tüketicinin isteği üzerine malın sözleşmesel veya kanunî ifa yerinden başka bir yere gönderilmesi hallerinde de kural olarak, mal tüketiciye teslim edilmeden tüketici için zamanaşımı süresi başlamayacaktır. Buna karşılık, satılanın tüketicinin temsilcisine teslim edilmiş olması yeterli olacaktır.[23] Örneğin internet üzerinden yapılan bir müzayedede malın mülkiyeti ihale anında tüketiciye geçerken, satıcının ayıptan sorumluluğu ihale edilen malın tüketiciye gönderilip teslim edilmesiyle başlayacaktır. Mülkiyetin geçmesinin tescile bağlı olduğu durumlarda da, zamanaşımı süresi tescil ile değil, malın teslimiyle başlayacaktır. Örneğin, tüketici işlemine konu bir otomobil noterde yapılan satış sözleşmesinden sonra trafik siciline tescil edilmiş olsa bile, zamanaşımı süresi satış veya tescil tarihinden itibaren değil, otomobilin tüketiciye tesliminden itibaren işlemeye başlayacaktır. Aynısı tüketici işlemine konu olan taşınmazlar bakımından da geçerlidir. Ön ödemeli konut satışı ve konut finansmanı sözleşmelerinde de ayıptan sorumluluk teslimden sonra başlayacaktır. Bu noktada konutun kat irtifakı veya kat mülkiyeti olarak tapuya tescil edilmesi de bir önem taşımayacaktır. Ard arda teslimli satışlarda ise her bir teslimden sonra o teslim edilen mal için zamanaşımı işlemeye başlar.[24] Örneğin, bir dergi aboneliği sözleşmesinde ayıplı maldan sorumluluk her bir derginin teslim edildiği günden itibaren başlayacaktır. Geciktirici koşula bağlı olarak yapılan satışlarda, zamanaşımı, satılanın teslimi tarihinden itibaren değil, sözleşmede kararlaştırılan geciktirici koşulun gerçekleşmesiyle işlemeye başlar.[25] Gayri maddi mallar bakımından ise, malın tüketicinin egemenlik alanına sokulmasıyla zamanaşımı işlemeye başlayacaktır. Örneğin, mesafeli sözleşmeyle satın alınan bir e-kitap, e-makale, dijital formatlı bir film veya müzik formatları veya akıllı telefonlarda ücretli bir uygulama veya oyun satışında zamanaşımı, dosyanın veya uygulamanın tamamının indirilmesiyle başlar.[26]

                                                                                                

Kaynakça


[1] İpek Yücer, AKTÜRK, TÜZELKİŞİ TACİRİN TÜKETİCİ SIFATI, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX, Y. 2016, Sa. 2, s.111

[2] Yargıtay 13.HD, 2000/19-1255 Esas, 2000/1249 Karar. İpek Yücer, AKTÜRK, TÜZELKİŞİ TACİRİN TÜKETİCİ SIFATI, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX, Y. 2016, Sa. 2, s.113

[3] ZEVKLİLER/ AYDOĞDU, s. 83; ASLAN, s. 4 vd.; OZANOĞLU, Tüketici Sözleşmeleri

Kavramı, s. 77 vd.

[4] İpek Yücer, AKTÜRK, TÜZELKİŞİ TACİRİN TÜKETİCİ SIFATI, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX, Y. 2016, Sa. 2, s.110. ARKAN, s. 65; DOMANİÇ/ ULUSOY, s. 217-218; ASLAN/ ERGÜN, s.24-25; KARAHAN,

s.56; AYHAN/ ÖZDAMAR/ DOMANİÇ, s. 65-66; POROY/ YASAMAN, s.111.

[5] İpek Yücer, AKTÜRK, TÜZELKİŞİ TACİRİN TÜKETİCİ SIFATI, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX, Y. 2016, Sa. 2, s.125

[6] BAHTİYAR, BİÇER, ADİ İŞ / TİCARİ İŞ / TÜKETİCİ İŞLEMİ AYRIMI ve BU AYRIMIN ÖNEMİ, s.413. ASLAN, s. 6

[7] YARGITAY, 19.HD, 1999/3932 Esas, 1999/4621 Karar “Ticari şirketlerin ekonomik bir varlığı temsil edip, korunmalarına gerek bulunmadığı savunulamaz. Nitekim, AT Komisyonunun ikinci Eylem planında bu konuda oluşması muhtemel duraksamaların önlenmesi amacıyla “… alım gücü az ya da çok…» tabirleriyle konu vurgulanmıştır. Bir tacirin borçlarının niteliğini düzenleyen TTK. nun 2-1 maddesi, tüzel kişi tacirlerin özel amaçlarla nihai tüketici olmalarını engelleyen bir anlam taşımamaktadır. Tamamen kendisine özgü etkin, kısa ve ekonomik bir prosedür içinde tüketicinin hakkına kısa yoldan kavuşmasını amaçlayan kanunun, işletmesinin tüketim ihtiyacı kadar (lastik, temizlik eldiveni, temizlik malzemesi, kırılan kapı kilidinin yenisi, soğutma cihazı vs. gibi) malı almak suretiyle nihai tüketimde bulunan bir tüzel kişi taciri, korumanın kapsamı dışında bıraktığı düşünülemez.”

[8] YARGITAY, HGK, 2011/19-500 Esas, 2011/550 Karar “Salt sözleşmede “Tüketici Kredisi” tabirinin kullanılmış olması kredinin tüketici kredisi olduğunu kabulüne olanak sağlamaz ve uygulanacak Kanunun tespitinde de esas alınamaz. Kredi sözleşmesini kefil sıfatıyla imzalayan gerçek kişi diğer davacı bakımından tüketici mahkemesinin görevli olduğu yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, şirket yetkilisi olan kefil de tacir olup, ticaret şirketine alınan ve şirket adına kaydedilen otomobil sebebiyle verdiği kefaletin şirket lehine olduğu belirgin olmakla, kefilin açtığı davaya bakmakla genel mahkemenin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. O halde, yerel ticaret mahkemesince, ortada bir tüketici işleminin bulunmadığı gerekçesiyle, görevli olduğunu kabulle işin esasının incelenmiş olması yerindedir.” İpek Yücer, AKTÜRK, TÜZELKİŞİ TACİRİN TÜKETİCİ SIFATI, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX, Y. 2016, Sa. 2, s.117.

[9] Bahtiyar, Biçer, Adi İş / Ticari İş / Tüketici İşlemi Ayrımı Ve Bu Ayrımın Önemİ, s.399

[10] Bahtiyar, Biçer, Adi İş / Ticari İş / Tüketici İşlemi Ayrımı Ve Bu Ayrımın Önemi, s.396

[11] Eren Çıtır, Ticari İş-Tüketici İşlemi İlişkisi, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX, Y. 2016, Sa. 3, s.45

DERYAL, Yahya / KORKMAZ, Yakup, Yeni Tüketici Hukuku Ders Kitabı, Yeni kanuna göre yeniden yazılmış ve güncellenmiş 3. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 62; ASLAN, s. 10.

[12] Av. Nuray Ovacık, Avukatlar için Tüketici Hukuku Rehberi, ANKARA BAROSU TÜKETİCİ HAKLARI KURULU, Ankara 2012, s.19

[13] Ahmet TÜRKMEN, Tüketici İşlemlerinde Ayıplı Mal Ve Hizmetten Doğan Seçimlik Hakların Tabi Olduğu Zamanaşımı Ve Bunun Garanti Taahhütleriyle İlişkisi, s.3394. Tandoğan, Cilt I/1, s. 189; Serozan, s. 297; Zevkliler/Gökyayla, s. 127; Gümüş,

Borçlar, s. 97; Akıncı, s. 136; Şahiniz, s. 101.

[14] Ahmet TÜRKMEN, Tüketici İşlemlerinde Ayıplı Mal Ve Hizmetten Doğan Seçimlik Hakların Tabi Olduğu Zamanaşımı Ve Bunun Garanti Taahhütleriyle İlişkisi, s.3394. Tandoğan, Cilt I/1, s. 189; Serozan, s. 298; Zevkliler/Gökyayla, s. 127; Akıncı, s.

136; Aydoğdu/Kahveci, s. 176; Yıldırım, s. 309; Şahiniz, s. 101; Ayan, s. 25.

[15] Nesih Tanrıverdi, https://www.maraspusula.com/ayip-oraninda-bedel-indirimi-ama-nasil-makale,298.html

[16]https://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=7.5.19783&MevzuatIliski=0&sourceXmlSearch=sat%C4%B1%C5%9F%20sonras%C4%B1 .

[17] Av. Nuray Ovacık, Avukatlar için Tüketici Hukuku Rehberi, ANKARA BAROSU TÜKETİCİ HAKLARI KURULU, Ankara 2012, s.20

[18] Ahmet TÜRKMEN, Tüketici İşlemlerinde Ayıplı Mal Ve Hizmetten Doğan Seçimlik Hakların Tabi Olduğu Zamanaşımı Ve Bunun Garanti Taahhütleriyle İlişkisi, s.3396.

[19] Ahmet TÜRKMEN, Tüketici İşlemlerinde Ayıplı Mal Ve Hizmetten Doğan Seçimlik Hakların Tabi Olduğu Zamanaşımı Ve Bunun Garanti Taahhütleriyle İlişkisi, s.3397 vd.

[20] Ahmet TÜRKMEN, Tüketici İşlemlerinde Ayıplı Mal Ve Hizmetten Doğan Seçimlik Hakların Tabi Olduğu Zamanaşımı Ve Bunun Garanti Taahhütleriyle İlişkisi, s.3398. Müller/Chen, OR 210 N 4, s. 215

[21] Akıncı, s. 158; Şahiniz, s. 123

[22] Yavuz, C., Satım, s. 156-157; Şahiniz, s. 123

[23] Ahmet TÜRKMEN, Tüketici İşlemlerinde Ayıplı Mal Ve Hizmetten Doğan Seçimlik Hakların Tabi Olduğu Zamanaşımı Ve Bunun Garanti Taahhütleriyle İlişkisi, s.3398.

[24] Ahmet TÜRKMEN, Tüketici İşlemlerinde Ayıplı Mal Ve Hizmetten Doğan Seçimlik Hakların Tabi Olduğu Zamanaşımı Ve Bunun Garanti Taahhütleriyle İlişkisi, s.3398. Edis, s. 131; Tunçomağ, s. 126; Tandoğan, Cilt I/1, s. 189; Zevkliler/Gökyayla, s. 139; Aral/Ayrancı, s. 141; Yavuz, C., Satım, s. 156; Şahiniz, s. 123

[25] Ahmet TÜRKMEN, Tüketici İşlemlerinde Ayıplı Mal Ve Hizmetten Doğan Seçimlik Hakların Tabi Olduğu Zamanaşımı Ve Bunun Garanti Taahhütleriyle İlişkisi, s.3400. Edis, s. 131; Tunçomağ, s. 126; Tandoğan, Cilt I/1, s. 199; Zevkliler/Gökyayla, s.139; Yavuz, C., Satım, s. 156; Şahiniz, s. 123.

[26] Ahmet TÜRKMEN, Tüketici İşlemlerinde Ayıplı Mal Ve Hizmetten Doğan Seçimlik Hakların Tabi Olduğu Zamanaşımı Ve Bunun Garanti Taahhütleriyle İlişkisi, s.3400.

Yorum bırakın